Bilinctinus Blog Deneme Felsefe Genel Kozmos Kültür&Sanat&Bilim

İç İçe Bir Sanal Dünya’da Var Olmak

İçine doğru çekildiğimiz… gerçek olarak algıladığımız tüm dengeleri altüst eden ama bir o denli hakikatin izlerini taşıyan bir dokunuş…

İç İçe Sanal Dünya’da Var Olmak

İç içe bir formu imgeleyen dünya ve evrenin izinde, sanal gerçekliğin içinde olduğumuzu kabullenemiyor olsak da… Günden güne daha da içine çekildiğimiz -teknoloji- gerçeği ile as olan hakikatin, aslında farklı bir denge olmadığını da anlayabiliyoruz.

Son zamanlarda artan, çoğalan kozmik enerjiler ile duygusal dengeler, evrenin hızına ayak uydurmanın çabasında… Özellikle, evrenin ritimlerinde dans eden bilinçlerde, inişli çıkışlı dengeler daha çok sarsılmakta ve savrulmakta…

Hatta kimi dengeler, bilinçleri kapatanlar, şimdi onu üst seviyelere taşımanın çabasında… Tabii ki bu noktada da güç dengelerinin, birden farklı yansımalarında; çıkarlarını gözetenler olduğu gibi insanlığın ve kozmosun dengesi dahilinde ilerleyen, iyiliği güzelliği kişisel çıkarlardan uzak, zihinlere işleme çabasında olanlar da var. Önemli olan bireylerin, zihinsel sınırlarını aşma noktasında ve bilinç yolculuklarında kozmos yasalarını dikkate almaları… Evren yasalarını kullanarak, güç dengelerini hakimiyetleri altına alarak, hükmetme yarışında olanları değil!..

Peki! Bilinçleri savuran, rüzgârın dokunuşlarındaki titreşimler, tüm bu olağanüstü dengenin ritimlerinde, hangi denge hangi dengenin kontrolünde… Evrenin uzuvlarında gezinenlerin mi yoksa evrenin ötesinden esen bir rüzgârın hiç bilinmeyen esintisinin ritim dokunuşları mı?…

Hakikat saydığım dokunuş varsa, o da … Evrenin ötesinden ruhuma dokunan bilinmeyenin bilinmeyeni ve hissettiğim büyülü dokunuşları…

Teknoloji ve Evrene Dair

Kozmos, her an ileti demeti, iletişim zincirinin sonsuzluğunu sayıklıyor. Gördüğün, baktığın, içtiğin, yediğin, duyumsadığın, kulağının kıvrımlarından süzülerek zihnine akan titreşimler, düşüncelerin, dudaklarından salınan ses, sonsuzluğun zamansız dokunuşlarında uzuvlarınla dans etmenin hazzını duyumsuyor ve hissetmeni arzuluyor.

Soğuğun ayazında, sıcaklığın ritimlerini sunuyor, ateşin yansımasında… Sessizliğin içinde salınan sesler, gırtlağında salınan titreşim oluyor ve dudaklarından salınırken atmosfere, konuşmanın hazzına varıyor insan…

Gördüğün, dokunduğun görseller çizimlere dönüşüyor, dönüşümlerin doğumunda sesi harflerin kıvrımlarına sığdırıyor sonunda, sonra gecenin karanlığında, yıldızlara eş bir yıldız parlıyor önce odalarda, sonra dört bir tarafta…

Bir bakıyorsun, titreşimleri kablolarla yansıtıyor, anı anlara bölüyor ve aynı anın içine sığdırıyor insan…

Sesi yansıtan telefon kabloları, görseli yansıtan, kaydeden kameralar, televizyon yayınları, anı yansıtan ve görselini bir kâğıda ilmek ilmek işleyen fotoğraf kamerası… Her biri öyle muntazam bir güzelliği yansıtıyor ki kozmosun uzuvlarındaki senle seni, ötesindeki seni bilinmeyenin bilinmeyeni…

Bir an geliyor, asırları birbirine bağlıyor, artık zamansız bir dönüşüm anı… Zihninin bağlantı, ileti demetlerinin kök saldığı kozmos, kozmosun uzuvlarında salınan ses, yansımaların eşliğinde sonsuzluğun uzuvlarında salınan dört bir yanı bir ağ da buluşturuyor…

Bilgi huzmesi olup dağılıyor her yere, ışık parçacıklarında anlam buluyor, düşünceler eşliğinde… Elektriksel bir iletiyi tamamlıyor, kozmosun özü kimyasal salınımların yansıttığı hissedebilmenin eşsiz büyülü dokunuşları, dengesiyle…

 

Evren, Bireysel Güç

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın