Bilim Notları Blog Kişisel Gelişim Kültür&Sanat&Bilim Psikoloji

Bilişsel Psikoloji Kısa Tarihi

Bilişsel psikolojideki varsayımları belki daha iyi anlayabilmek adına, düşünce tarihine göz atmak ve incelemek gerekebilir. Eski Yunan düşüncesinde dünya olaylarının tahmin edildiği, insanların fiziksel dünyanın bir parçası olduğu ve insan davranışlarının, diğer doğa olayları ile alakalı olduğu varsayımları yer alır.

Rönesans öncesinde düşünürler, daha çok sosyal ve dini olgulara ilgi duymuşlardır. Rönesans hareketi ile bilimsel yöntemin yaygınlaşması ve araştırmalar, her alanda adeta baharda çiçeklerin açması gibi ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi olarak ise, insanın çok karmaşık bir canlı olduğu varsayımı öngörülebilir.

  • Deterministçi etkilerin görülmediği bu dönemde, felsefeciler düşüncenin kökenini tartışmışlardır. Özellikle kalıtım ve çevre temelinde, bellek ve algı üzerinde değerlendirmeler yapılmış olsa da ilgili değerlendirmeler, deneye ve gözleme dayanmaz.

Gözlem ve deneye dayanan ilk çalışmalar bilindiği kadarıyla, Wilhelm WundtUn 1879 yılında Almanya’nın Leipzig şehrinde ilk deneysel psikoloji laboratuvarını kurması ile başlar. İlgili laboratuvarda, Wundt ile arkadaşları, -içebakış yöntemini- kullanarak deneyimli katılımcılarla -bilincin elementlerini- araştıran deneyler yapmışlardır ve böylece yapısalcılığın da ilk adımlarını atmış olurlar.

1900’lü Yıllar, William James

Amerika Birleşik Devletler’inde William James, zihin mekanizmalarını işlevsel açıdan incelemiştir. 1900’lü yılların başında davranışçılığın ön plana çıktığı ve davranışın çalışılmasının ötesinde hiçbir şeyin psikolojide yeri olmadığı vurgulanmıştır.

  • Aynı zamanda Geştalt Okulu hem Avrupa’da hem de Amerika Birleşik Devletleri’nde indirgemeciliğe karşı çıkmış ve bütünün, onu oluşturan parçalardan farklı olduğu ana düşüncesi temelinde, davranışçılığa ve yapısalcılığa eleştiriler getirmiştir.

Daha sonraki yıllarda ise, 2.Dünya Savaşı dönemine kadar nadir çalışmalar yapılmış olup, savaş döneminde ve sonrasında; sinyal işleme, bilgi kodlama ve iletişim üzerine yapılan çalışmalar bilişsel psikolojinin doğmasına önemli katkılar sağlamıştır.

1948 Yılı ve Sonrası, Bazı Bulgular

Shannon 1948’de bilgi kuramı başlıklı makalesinde, iletişimin bilgiyi temsil eden verilerin dönüştürülerek belirli aşamalardan geçtiğini ifade etmiştir. Bu yaklaşım, insandaki algı ve bellek sistemlerinin de aynı temelde çalıştığını önerir.

  • Çevresel uyaranlar, duyu sistemlerindeki fiziksel uyaranları yakalamak için özelleşmiş alıcı hücreler-nöronlar vasıtasıyla sisteme giriş yapar. Sonrasında ise değişik aşamalarda analiz edilir ve oluşturulan çıktı bellek sistemine gönderilir. Bu yaklaşım, bilişsel psikolojiye hayat verip yönlendiren ve önemli bir paradigma olan, bilgi-işlem yaklaşımının başlangıcı olarak kabul edilir.
  • Alıcı hücreler özelleşmiş nöronlar olup, çevremizdeki farklı fiziksel uyaranları yakalarlar.
1956-58 Yılları, Bilgi İşlem: Algı ve İletişim

Donald Broadbent 1958’de yazdığı “Algı ve iletişim (Perception and Communication) kitabında dikkat süreçlerinde sistem içindeki bilgi işlem kapasitesinin sınırlı olmasından dolayı filtreleme mekanizmasının bulunduğu fikrini ileri sürmüştür.

  • Ona göre insanlar, bilgilere seçici biçimde yaklaşmakta ve eş zamanlı algılarda bir algının bazı bölümleri yakalanırken diğer bölümleri filtrelenmektedir. Bu düşünce bilgi işlem yaklaşımına ilk örneklerden biri denilebilir.

Bilgi işlem modeli ile alakalı, bir diğer uygulama George Miller (1956) tarafından önerilen ve 7+-2 olarak da ifade edilen kısa süreli bellek için depolama modelidir. Bu model kısa süreli belleğin sınırlı bir kapasitesinin var olduğunu öne sürer. Ancak bu sınırlı kapasite bilgi miktarı ile (bit) çok az ilişkilidir. Çünkü kümeleme yöntemi ile bu kısıtlılık aşılmakta ve genişletilmektedir.

  • Aynı dönemde, Chomsky (1956), çocukların doğuştan gelen zihinsel dil bilgisine sahip olduğunu ve bunun da dil öğrenme için bir temel oluşturduğunu öne sürmüştür. Chomsky bir dilin öğrenilmesinde davranışçıların, ileri sürdükleri uyarantepki öğrenme yaklaşımına karşı çıkarak insan dilinin anlaşılmasında bilişsel mekanizmaların önemine vurgu yapar.
1950 Yılı ve Sonrasında, Bilişsel psikolojinin, ortaya çıkmasında, önemli rol oynayan gelişmelere kısa bir bakış;
  • Bilgi teorisi, Shannon 1948
  • Dil teorisi, Chomsky, 1959 ve 1965
  • Kısa süreli bellekte, 7+-2 kümeleme kavramı – Miller, 1956
  • Kavram oluşturma modeli- Bruner ve ark 1956
  • Genel problem çözme modeli- Newell ve Simon, 1972
  • Yapay zekâ çalışmaları

Aynı zamanda, bilgisayar bilimlerindeki ilerlemeler de bilişsel psikolojinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Bilişsel psikoloji, farklı disiplinler ile etkileşime girerek, olgulara farklı açıklamalar getirmeye çalışmıştır. 

  • Örneğin bilişsel bilimler, bilişi anlamak adına, matematik ile bilgisayar modellerini kullanır. Bilişsel Nöropsikoloji bozuk ve hasarlı bilişsel işlemleri inceleyerek, normal olan bilişsel süreçleri anlamaya çalışır. Bilişsel nörobilimler ise başlıca biyolojik ve fizyolojik teknikleri kullanarak, insanda bilişsel süreç ve mekanizmaları inceler.

Kısaca bilişsel psikoloji ve ortaklık kurulan disiplinler, algıdan belleğe, zihinsel temsilden bilince kadar birçok olguyu incelemekte ve biliş hakkında genel açıklamalar yapmaya çalışır.

 

Algı

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın