Bilim Notları Blog Kişisel Gelişim Kültür&Sanat&Bilim Psikoloji

Algı

Algı olgusu yaşamın her anını kapsar ve yaşamı fazlasıyla etkiler. Örneğin herhangi bir duyunuzun işlevsel olmadığını düşünün, görme duyunuzu kaybettiğinizi ve ailenizdeki bireylerin yüzlerini, bahçedeki çiçekleri ya da yemek masasındaki yemekleri göremediğinizi, işitme duyusunu kaybettiğinizi ve ailenizle beraber olduğunuz yemekte konuşulanları duymadığınızı, bir bahar günü çiçeklerin açtığı bir parkta yürürken hiçbir koku alamadığınızı ve yediğiniz şeftalinin tadını alamadığınızı düşünün.

  • İlgili örneklerde, hep bir şeyler eksik kalır. Bir anlamda, beyin dış dünyanın resmini çeker ancak resmin bir kısmı hep eksik kalır.
  • İnsan beyni, dış dünyaya duyu sistemleri olan; görme, işitme, koku, dokunma ve tat vasıtasıyla bağlanır. Bu bağlantılar sonucunda, dış dünyayı deneyimlemek, bilmek ve anlamak gibi birçok bilişsel süreç yürütülür.

Duyum ve algı uyaranların (bilgi) dış dünyadan alınması, beyine taşınması, beyinde işlenmesi, yorumlanması ve bir karar verilmesi süreçlerini içerir.

Algısal Sistemlerin İşlevi

Algısal sistemlerin temel işlevi, hareket sisteminin ürettiği davranışlara gereken duysal bilgiyi sağlamaktır. Bütün bu ilgili süreçlere ait, mekanizmaları belirlemek ve tanımlamak duyum ve algının çalışmaları kapsamına girer.

  • Duyum, içinde bulunulan bir ortamdan uyaranların içerdiği bilginin ilgili duyu sistemi tarafından yakalanarak sistem içine alınması ve beyindeki ileri fizyolojik merkezlere iletilmesi süreçlerini kapsar.
  • Algı ise, uyaranların taşıdığı bu bilginin analiz edilmesi, tanınması, yorumlanması ve organize edilmesini kapsayan süreçlerdir.

Burada uyarandan kastedilen duyu sisteminde, tepki doğuran fiziksel bir enerjidir. Genel olarak çevremizdeki bir fiziksel uyaranın sistem içine alınması ve sonrasında, belli süreçlerden geçirilerek bu uyarana karşı tepki üretilmesi algısal süreç olarak ifade edilir.

  • Örneğin gözünüzü açtığınızda dışarıdan gelen uyarana karşı hemen bir tepki üretirsiniz. Bu farkında olmadığınız çok kısa bir süre içinde gerçekleşir. Ancak ayrıntılara bakıldığında, uyaran ve tepki arasında bir dizi alt süreçler ve işlemler yapılır.

Çevremizde sonsuz sayıda uyaran bulunur. Bu uyaranlardan biri dikkat çeker ve ilgili duyu sisteminin alıcı hücreleri vasıtasıyla sistem içine alınır. Alıcı hücreler tarafından yakalanan uyaranın (ışık, ses gibi) sinir sisteminin anlayacağı dil olan aksiyon potansiyellerine (nöral sinyaller) dönüştürülmesi gerekir.

  • Nöral sinyallere dönüştürülen uyaran sistemdeki sonraki yapılara aktarılarak analiz edilir. Bu analizler sırasında uyaran işleme koşulmakta ve kodlanmaktadır. Bunu takiben elde edilen ürün algılanır ve tanınır. Bu aşamada, bazen önceden sahip olduğumuz bilgi ve deneyimlerimiz bu süreci etkiler. Nihayetinde organizma dış dünyadan gelen uyarana karşı tepki oluşturarak eyleme geçer. Yapılan bu eylem çevrede değişiklik yaratacağından, bir sonraki algısal süreç başlatılır. Aslında bu süreç döngüsel bir süreçtir ve bundan dolayı da algısal süreç dinamiktir.

Duyum içinde bulunulan bir ortamdan uyaranların içerdiği bilginin, ilgili duyu sistemi tarafından yakalanarak sistem içine alınması ve beyindeki ileri fizyolojik merkezlere iletilmesi süreçlerini kapsar.

Duyuların sınıflanması:

Bilgi; Tanıma- Algı

  • Algısal Süreç: Tanıma, Eylem, uyaran, dikkat edilen uyaran, alıcılar, dönüşüm, aktarım, işlem, algı

Çevremizdeki uyaranlar hem çeşitlilik hem de şiddet seviyeleri açısından farklılık gösterir. Bu uyaranlar değişik duyu organlarını uyarır. Örneğin, çevrenizde bulunan objeleri ve renkleri görmemizi sağlayan ışık ile bir şarkıyı duymanızı sağlayan ses uyaranlarını ayırt edebilirsiniz.

  • İnsan anatomisi, çeşitli duyu sistemlerine sahiptir; görme, işitme, duyma, koku, tat. Bunların her biri de anatomi açısından farklı olduğundan, her bir duyu sisteminin barındırdığı, alıcılar ve dolasıyla tepki verdikleri uyaranlar da farklılaşır.
  • Algı ise uyaranların taşıdığı bu bilginin analiz edilmesi, tanınması, yorumlanması ve organize edilmesini kapsayan süreçlerdir.
Duyuların beyindeki merkezleri:

Duyu sistemleri:

Algı hemen oluşan bir olgudur. Başka bir deyişle, algı için, özel ve ayrıca bir çaba gerekmez. Bununla beraber, algısal süreçler incelendiğinde, arka planda karmaşık süreçlerin yer aldığı görülür.

  • Örneğin bir ışık hangi parlaklıkta olursa görülebilir?
  • Bir kişi ne kadar parfüm kullanırsa başkaları tarafından fark edilebilir?

Bu tarz soruların, yanıtı, bir yandan uyaranın şiddetini diğer yandan ise uyarana karşılık verilen tepkileri içerir. Bu iki durum, psikofizik kapsamında incelenir. Psikofizik uyaranın fiziksel boyutları ile ilgili boyutlara verilen psikolojik deneyimler arasındaki ilişkileri inceler.

  • Bu ilişkiye de psikometrik fonksiyon adı verilir. Psikofizik psikolojinin ilk yıllarında olduğu gibi günümüzde de psikolojinin gelişmesinde ve ilerlemesinde çok önemli katkılar sağlar.
Mutlak Eşik

Uyaranın fark edildiği ya da ayırt edildiği enerji seviyesi mutlak eşik kavramı ile açıklanır. Mutlak eşik, bir uyaranın fark edildiği en düşük enerji seviyesi olarak tanımlanır.

  • Örneğin karanlık bir odada görülebilen en düşük ışık seviyesi, sessiz bir ortamda duyulan en düşük ses seviyesi, bir odada fark edilen en az parfüm miktarı ya da bir kova suda fark edilen en düşük tuz miktarı vb.

Duyu sistemleri, uyaranlara aşırı şekilde duyarlıdır. Normal koşullar altında bir mum ışığı yaklaşık olarak 48 km uzaklıktan görülür. Sessiz bir odada bir kol saatinin sesi yaklaşık olarak altı metre uzaklıktan duyulur.

  • Bir çay kaşığı şeker yaklaşık olarak 7,5 litre suda, bir damla parfüm üç odalı bir daire içinde ve bir arının kanadı bir santimetre yükseklikten bırakıldığında fark edilir. Ulaşılan ilgili sonuçlar, normal ya da ideal koşullar altındaki ölçümlerdir.

Günlük yaşamda bu verilere ulaşılması zor olabilir, çünkü daima arka planda gürültü-noise söz konusudur. Gürültü, arka planda var olan ve uyaran ile karışan bir başka uyarandır. Örnek olarak, radyoda haberleri dinlerken arada sırada frekansların karışmasıyla oluşan cızırtılar. Gürültü kavramı, sadece işitsel uyarana değil, diğer uyaranlar için de kullanılır.

Fark Eşiği:

Bir diğer eşik fark eşiğidir. Örneğin bir fırından simit alırken, en iyi kızarmış simidi almak için, simitler arasında karşılaştırmalar yapar ve birkaç simide kadar ayıklamalar yaparsınız. Sonunda ise birini tercih etmekte zorlanırsınız, rastgele birini alırsınız. Bu durum aslında, pazarda veya markette meyve-sebze alırken de herkesin çok sık yaptığı bir davranış şeklidir.

  • Algı psikologları bu karşılaştırmaları, fark eşiği altında değerlendirirler. Bir uyarıcının şiddetinin değiştiğinin organizma tarafından fark edilebilmesi için gerekli asgari miktara fark eşiği denir.

Örneğin elle kaldırdığınız ağırlıkta, 100 gramdan sonra 105 gramı fark edebilirsiniz. Bu durumdaki fark eşiği 5 gramdır. Eğer ağırlık, 200 grama çıkarılırsa o zaman 210 gram ağırlığı ancak fark edebilirsiniz. Bu durumdaysa fark eşiği 10 gramdır. Fark eşiği aynı tür iki uyaran arasındaki değişikliği fark etme olarak tanımlanmasından dolayı “ancak fark edilebilir farklar” olarak da isimlendirilir.

Duyu Sistemlerinin Özellikleri

Duyu sistemlerinin en önemli özelliklerinden biri çevredeki uyaran şiddetindeki değişikliklere duyarlı olmasıdır.

  • Güneşli bir günde dolaştıktan sonra karanlık bir ortama ( örn. Sinema) girildiğinde, öncelikle bu ortamda neredeyse hiçbir şey görülemez. Bir süre sonra ise, ( 25 dakika kadar) en yakındaki kişinin yüzündeki ayrıntılar bile görülür. Bu olgu, duyusal adaptasyon olarak adlandırılır. Aynı şekilde belli bir uyaran seviyesine uzun bir süre maruz kaldıktan sonra, duyu sisteminin duyarlılığını ve kapasitesini yeniden düzenlemesi olarak tanımlanır.

Duyusal adaptasyon bilgi işleme süreçlerini etkiler ve sonuçta algılar ve biliş üzerinde olası değişiklikler meydana getirir. Bir başka açıdan bakıldığında ise sanki insan beyni, zihinsel olarak uyarılmanın sesini kısar gibi denilebilir.

Duyu sistemlerinin adaptif özelliği hayatta kalma prensibi ile doğrudan ilintilidir. Eğer canlıların duyu sistemleri uyaranların sadece belli bir seviyesine ( örneğin sadece öğle ışığı) tepki vermiş olsalardı, çevrede meydana gelen ve olağan olan değişiklere karşı duyarsız kalırlardı. Bu durum canlının tepkilerini oldukça kısıtlı bir alan içinde yapmasına neden olabilirdi.

  • Mutlak eşik, bir uyaranın fark edildiği en düşük enerji seviyesi olarak tanımlanır.
  • Fark eşiği aynı tür iki uyaran arasındaki farklılık meydana getiren fark edilebilen en düşük enerji seviyesidir.
  • Adaptasyon, belli bir uyaran seviyesine uzun bir süre maruz kaldıktan sonra duyu sisteminin duyarlılığını ve kapasitesini yeniden düzenlemesidir.
Görme

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın