Bilim Notları Blog Psikoloji

Psikoloji Tarihindeki Akımlar

19. Yüzyılda, insan doğası ile alakalı sorulara cevaplar aranırken, bilimsel yöntemler kullanılmaya başlandığı gibi, psikoloji çalışmalarında düşünce okulları da etkili olmuştur.

Yapısalcılık:

19.Yüzyılın ortalarında, Almanya’da fizyoloji eğitimi alan bilim insanları, psikolojiyi çok etkilemiştir. Helmholtz’un kurbağalar ile alakalı yaptığı deney de bu etkilerden biridir. Helmholtz, yaptığı deney sonucunda; dışarıdan gelen bir dürtünün, beyinde algılanmasının hemen olmadığını, belli bir vakit aldığını göstermiştir. Fakat psikolojinin bir bilim olarak kurulması, Wilhelm Wundt’un çalışmalarıyla olur.

1879 yılında, Leipzig Üniversitesi’nde ilk psikoloji laboratuvarını açan Wundt, bilimsel psikolojinin kurucusu sayılır. Wundt’a göre psikoloji ‘’ bilinç’’ kavramına odaklanması gerekir. Bilinç, bir insanın tüm öznel deneyimlerini içerir. Wundt öznel deneyimlere odaklanırken, iç gözlem metodunu benimser. İçgözlem, bir kişinin kendi öznel deneyimlerine bakışı anlamına gelir. Wundt bilinci anlamaya çalışırken, bir bütünü parçalarına ayırarak incelemek gerektiğini savunur. Bu yaklaşım üzerine, Wundt’un öğrencisi olan Edward Titchener tarafından, bilincin yapısı tanımlamaya çalışıldığı için, ilgili yaklaşım ‘’yapısalcılık’’ olarak adlandırılmıştır.

Wundt ile aynı zaman diliminde, Hermann von Helmholtz ve Gustav Fechner gibi diğer Alman psikologlar da görme ile diğer algılar üzerinde, önemli çalışmalar yapmışlardır.

Gestalt Psikolojisi:

Wundt ile aynı dönemde, önemli çalışmalar yapan bir diğer Alman psikolog olan Hermann Ebbinghaus ise, bilinç kadar incelenmesi gereken bir diğer konunun da, öğrenme ile hafıza gibi zihinsel süreçler olduğunu belirtir.

  • Ebbinghaus’un çalışmalarının, günümüzdeki hafıza hakkında bildiklerimizin de temelini oluşturduğu söylenebilir.

1912 yılında, Max Wertheimer gibi diğer Alman psikologlar, Wundt’un insan deneyimlerini ve bilincini parçalara bölerek, inceleme fikrine karşı çıkarlar. Böylelikle öne sürdükleri düşünceleriyle, Gestalt- akımının öncüleri olurlar. (Gestalt kelimesi, Almancada bütün anlamına gelmektedir. )

Gestalt akımına göre, bir deneyimin bütünü, onun parçalarının toplamıyla aynı değildir. Bilinci anlamanın yolu, parçaları değil, tüm deneyimi bir bütün olarak çalışmaktan geçmektedir.

Psikanaliz

Wundt, Almanya’da bilinci araştırdığı dönemde, Sigmund Freud ise Avusturya’da bilinçaltını araştırmaktadır. Freud, bir tıp doktoru olarak tüm davranışların ve akılsal süreçlerin, sinir sisteminde fiziksel bir temele dayandığına inanmıştır.

  • Fakat 1800’lerin sonlarında, birkaç hastasının etkisiyle fikrini değiştirir. İlgili hastalarının ortak özellikleri, hastalık semptomları göstermelerine karşın, hastalıklarının hiçbir fiziksel sebebinin olmamasıdır.
  • Hipnoz gibi metotlarla, bu hastalarla görüşen Freud, onların hastalıklarının sebeplerinin fiziksel olmadığını, bilinçlerinden attıkları problemlerin hastalıkları doğurduğunu ileri sürmüştür.

Freud, ilgili görüşmelerinden sonra, tüm davranışların ve hatta ciddi zihinsel sorunların bile, sebebinin tek olduğuna kanaat getirir. Ona göre sebep, bilinçaltımızdaki çatışmalardır.

  • Freud, elli yıla yakın süren çalışmalarını ve fikirlerini, psikanaliz adı altında toplamıştır.
  • Psikanaliz, hem bir kişilik teorisi, hem bir akıl hastalıkları teorisi, hem de bir seri tedavi yöntemini içerir.
  • Freud’un teorisi, geniş laboratuvar çalışmaları üzerine değil, sınırlı sayıda vaka çalışması üzerine kurulmuştur. Dolasıyla günümüzde, tamamen bilimsel ve geçerli kabul edilmemektedir, fakat Freud yenilikleriyle psikolojideki birçok teoriye temel oluşturmuştur.
İşlevselcilik

William James ve G. Stanley Hall Amerika’daki ilk psikoloji laboratuvarlarını kurarlar ve psikolojiye yön verirler.

  • James, hem Wund’un hem de yapısalcıların yaklaşımlarına karşı çıkar. 
  • James’e göre bilinci kendi başına, çalışamayacak şekilde parçalara bölmenin bir anlamı yoktur. Bunun yerine, Darwin’in evrim teorisine paralel şekilde James; algıların, hafızanın ya da diğer akılsal süreçlerin, insanların ortamlarına adapte olmalarını, nasıl kolaylaştırdığına odaklanan çalışmalar yapar.

Geliştirdiği çalışmaları ise işlevselcilik akımı ile tanımlanır. Ayrıca akım, bilincin, insanların, karar verme ve problem çözme gibi becerilerinde nasıl rol oynadığını anlamaya yönelmiştir.

Davranışçılık

Davranışçılık akımı, 1920-1960 arasında, psikoloji bilimini domine etmiş önemli bir akım olarak karşımıza çıkar. İlgili akım Darwin’in fikirlerine dayanır. 1900’lerden sonra Darwin’in evrim teorisini göz önüne alan psikologlar, insanları anlamak için, hayvanları incelemeye yönlenir.

  • Eğer insanlar ile hayvanlar, benzer şekillerde evrimleştiyse, o zaman insan davranışlarını anlamak için hayvanları çalışmak, uygun olabileceği düşüncesi geliştirilmiştir.
  • Psikologlar, hayvanları gözlemleyerek; öğrenme, hafıza, problem çözme ve başka akılsal süreçlerle ilgili birçok bilgi edinmiştir.

Yine aynı dönem içinde, John B. Watson, psikolojinin en önemli bilgi kaynağının, gözlenebilen davranışlar olduğunu da iddia etmiştir. Watson’a göre, ne bilince ne de bilinçaltına odaklanmak anlamlıdır. Önemli olanın, gözlemlenebilen davranışlara odaklanmak olduğunu düşünmektedir. 

  • Watson, en önemli sürecin öğrenme olduğunu ve hayvanların hem de insanların öğrenme sonucunda, çevrelerine uyum sağlayabildiklerini öne sürmüştür.

F. Skinner ise, aynı dönemlerde, şartlanmayı çalışarak, davranışçı akımın bir başka öncüsü olmuştur.

Modern Psikoloji

1960’lı yıllarda, bilgisayar teknolojisinin gelişmesi ile beyindeki süreçlerin, yeni teknolojilerle izlenmesi mümkün hale gelmiştir. Böylece, ilgili yöntemle beraber davranışsal akımın etkisi azalır. Böylece, bilişsel psikoloji akımı gelişir.

  • Günümüzde özellikle, teknolojik yenilikler sayesinde, insanın zihinsel süreçlerini bilimsel tarafsızlıkla çalışmak mümkün hale gelmiştir, diyebiliriz.
  • Sonuç olarak, ana akım psikoloji hem davranışları hem de zihinsel süreçleri araştıran, bir bilim dalı haline gelmiştir.

Psikolojinin başlangıcı Avrupa’da olsa da çalışmaların ilerlemesi ve hızlanması, 19. Yüzyıl sonlarında ve 20. Yüzyıl başlarında Amerika’ya göç eden bilimciler sayesinde, Amerika’da oluşmuştur. Günümüzde de psikologların çoğunluğunun, Amerika’da olduğu belirtilir.

Psikoloji hızla evrenselleştiği için, günümüzde psikoloji bilimiyle uğraşan kadın ya da azınlık gruplara ait bilim insanlarının sayısı şimdiye kadar tarihin en üst noktasındadır. Dünyanın her bir yerinde, psikoloji ile uğraşan bilim insanların olması, böylece bilim insanlarında görülen çeşitlilik ile psikoloji alanında da yeni yaklaşımların doğmasına yardımcı olmuştur, denilebilir.

  • Modern psikolojide, yapısalcılık, işlevselcilik gibi düşünce okulları ortadan kaybolmuştur. Bunlar yerini, biyolojik, davranışsal, bilişsel benzeri çeşitli yaklaşımlara bırakmıştır.

 

Psikolojide Yaklaşımlar

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın