Blog Deneme Felsefe Genel Oku-Dokun-Hisset!

Bilinci Güçlendirme Üzerine, Algı Yansımaları

Yaşam döngüsünde, bilinci güçlendirme üzerine atılmalı tüm adımlar. Böylelikle, sağlıklı bir bedene sahip olmanın verdiği canlılığı, güçlü bir zihne sahip olmanın yarattığı güzellikle hissedebilir ve uzuvlarına, olağanüstü anlamını yansıtan en güçlü dokunuşun, bütünsel ışığı sağlayan bilinç olduğunu anlayabilir ve dünyanın ötesinde, olağan yaşamdan öte bir hayata adım atabilirsin.

ve evrenin uzuvlarında var olduğunun hissini yaşamana, hissetmene olanak tanıdığında -olağanüstü- kavramıyla zihnine işlenen her ne varsa, aslında evrenin olağan bir döngüsü olduğunu anlar, yaşamın her kıvrımında hissedersin.

Ve çocuklukta anlatılan, masal diye yutturulan sayısız şeyin, günü geldiğinde sadece -birer masal olduğunu- düşünmen için, zihnine nakış gibi ince ince işlendiğini de…

Saf Bilincin Ritimlerinde, Çocukluk Dokunuşları…

Sen adım atarsın, o birkaç adım daha ve her adımında biraz, biraz daha yankı bulur, zihninde… Bilincin adımların çoğaldıkça körelir, çünkü düzen içtiğin, doyduğun, baktığın, gördüğün, hissettiğin, her şeyi örmüştür bir örümcek ağı gibi çok öncesinden.

İşte tam o anlarda, saflığın ilk zerresinde bir esinti hissetmeli ya da bir dokunuş değmeli, çocuk gözlerine… Ve toy gözlerine, zihnine değen dokunuşları unutturmamalı, yaşamın sıradanlıkları. Yaşadığın her an, artan ve çoğalan her anında, biraz daha ona yaklaştığını hissettirmek için çabaladığında, sen onu fark edebilecek güce ve hisse sahip olabilmelisin.

Her geçen gün artan bir hisle düşündüğünü, düşüncelerinin hissettiğin esintiye doğru çekildiğini hissetmeli ve ona varmanın yollarını aramalısın. Evrenin uzuvlarında atan bir ritimse o, sen onu duyabilmek adına, kulaklarını dört açmalı ve her an derinliğine dalmalısın, kaybolmanın kuytularında boğulmadan… Kulağına çalındığında ve gözlerine değdiğinde, artık evrenin gizlerine açılan kapıları anladığını hissedebilirsin.

Dokunuşların Ritimlerini Hissedebilmek, Berrak bir Bilincin Yansımasında Saklı…

Tüm bunların hissine varabilmek, dokunuşları hissedebilmek adına, zihnini güçlendirmeli ve evrenle etkileşimini sağlam yapabilmenin sırrına varmalısın. Bilinci güçlendirmenin anlamı, ne sadece bilgi yığını ile dolu kitapları ezbere bilmek demek ne de yaşamın sıradanlığında bir yere ait olmak demektir.

Zihni güçlendirmenin yolu; bilincinin her bir kıvrımını, evrenin uzuvlarında atan ve akan birbirine dokunuşlarını, hem hissedebilecek bir maneviyata hem de bilgilerin ışığında pişmiş-yoğrulmuş olarak kendi içinde, yorumlayabilecek öze sahip olabilmenden geçer. Maddenin geçişlerinde, saf kimyasal hormonların uzuvlarında, bilgiyi özümsemeli ve yudumlamasın, her birinin izinde…

Bilimsel bilgilerin etkilerinden yararlandığın da edindiğin bilgiyi, maddesel kavramı ile bilincinin orta yerinde bırakmadan, ona anlam katan, ruhu-ışığını sunan hissiyatı verebilmek adına düşünmeli, düşüncelerinle vardığın evrenin uzuvlarında ışığını da görebilmeli, hissetmelisin. Hem ağır bir kütle bilgilerin tözünde, hem fazlasıyla hafif ışığın etkisinde, hem dışında hem de içinde…

Düşünme Biçimi

Etkin ve etkileşimli bir düşünce biçimi ile bilgilerin özüne varabilmenin yolunu bulabilir ve onu özümseyerek, evrendeki payını algılayabilirsin.

Biliyorum her biri birbiri içinde bir karmaşa gibi, öyle olmalı da… Çünkü bilginin -somut- açıkça sunulmuş şeklini ezberlemenin doğru olmadığı gibi, evrende hiçbir şeyin kesinliğini ve gerçekliğini bilmediğin halde, onu bildiğini savunuyor olmak da en az maddenin dokunuşu kadar, soğuk dokunur başkalarına…

Düşünce- Düşünmek-Üzerine Kısa Bir Adım…

Evrenin izinde, herhangi bir şeyin yoluna düşmek, kendi içinde kendini aramak gibi ve düşünmek onun bir sırrı…

Bir kuş düşünüyorum, onu görüyorum ve evrenin uzuvlarında dalgalanan gökyüzünü düşlüyorum. Ardından bulutlara değiyor, bulutların uzaktan görüldüğü gibi parça parça ve bütüncül bir kütle olmadığını, gözlerimin algısında öyle olduğunu, yudumluyorum defalarca…  Tıpkı aynı hisle, dünyanın, evrenin uzuvlarındaki geçişlerini ve etkileşim yansımasının dokunuşlarını hissettiğim gibi…

İç içe geçen şeritlerine giriyor kuşların kanatları ve iç içe bir kıvrım başlıyor yeniden… Şeffaf ve bir o denli bulanık… Gökyüzünün yansımasında, okyanusun ritimleriyle dans ediyorum. Seçemiyorum kimi an, gökyüzünün uzuvları mı yoksa okyanus mu ya da uzayın boşlukları?..  Hepsi aynı… Berrak bir ışıltının yansımasında, bir sisin içine dalmak gibi… Sonra gözlerime renklerin can alıcı güzelliği değiyor ve renkleri yansıtan gözlerimin karanlığında, ışığı hissediyorum.

Işığın dalga boylarını, frekanslarını… Gırtlağımdan bir ses salınıyor o an, titreşimlerindeki yankıyı ve yaydığı etkileşimi hissedebiliyorum. Kulaklarımda bir titreşim, hücrelerime geçiş yapan ve uzuvlarıma dağılan… Kafamın içindeyim o an, dalgalanan ritimlerin eşliğinde dans ettiğini titreşimin ve evrenin uzuvlarında gezindiğini, aynı anda sayısız titreşimle etkileşime geçtiğini ve zihnime akan bir ses, dudaklarımdaki yankının düşüncesinde düş olduğunu görebiliyorum.

(…zihnimin karmaşıklığından dökülen dizeler de diyebilirim:)..)

 

 

 

-Düşünme biçimi, bütüncülün her kıvrımında var olan detayları, en küçük parçacığın yansımasında -soyutlaştırma- yapılarak yapılmalı… Kimyasal salınımlı hormonların ve elektriksel salınımlı titreşimlerin, maddelerin uzuvlarında geçişleri…

ve saf bilincin dokunuşlarından şaşmamalı -üst bilince varma- yolunda…

 

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın