Herakleitos: Yaşamı ve Felsefesi
Felsefe tarihinde adından en çok söz edilen ve sevilen filozoflardan biridir.
- Görüşleri, aralarında Hegel ile Marx gibi önemli isimlerin de bulunduğu birçok düşünürü etkilemiştir ve onlar tarafından düşünceleri kullanılmıştır, lakin onu doğru anlayamadıkları yorumlanır, çünkü kullandığı üslup kapalıdır.
Herakleitos’un düşüncelerini anlayabilmek için, Eski Yunan felsefesinin en önemli sorunlarını oluşturan alanlarından biri ‘değişim’ olgusuna odaklanmak gerekir. Bilindiği gibi, Yunan felsefesinin yöneldiği başlıca amaçlardan biri de değişim olgusunun özünü anlamaktır.
Onun felsefi görüşlerinin önemli bir kısmı, doğadaki değişim olgusunun özünü ortaya koymak amacına dayalıdır.
Herakleitos: Değişim ve Logos
Herakleitos’un değişim olgusunun yanı sıra, bir diğer önemli konu ünlü logos öğretisidir.
- Bu öğreti bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda yukarıda ifade edilen amaçla yani doğadaki değişim olgusunu açıklamak amacıyla ilişkilendirilebilir.
- Öğretinin detaylarına inildiğinde Herakleitos’un doğrudan ve çiğ bir doğa felsefesi yapmanın ötesine geçtiği ve logos öğretisinin Herakleitos okurlarının tüm öngörülerini aşan bir derinliği olduğu anlaşılır.
Aynı zamanda Herakleitos’un görüşlerini doğru biçimde anlayabilmek için onun mizacını, felsefesini iyi anlamak gerekir.
- Çünkü Herakleitos, felsefe tarihinde, teoriası (düşünceleri) ile hayatını birleştirmeyi, onları adeta özdeş şeyler haline getirmeyi başarmış düşünürlerden biridir. Bu yüzden her şeyden önce hayat öyküsüyle ilgili bazı ayrıntılara odaklanmakta yarar vardır.
Herakleitos’un Yaşamı
Herakleitos aristokratik bir aileden gelmektedir ve sinirli bir mizaca sahiptir, ailesinin ilk çocuğudur. Eski Yunan dünyasında ailenin ilk çocuğu mirasa hak kazandığı halde Herakleitos bu mirası geri çevirmiş ve tüm haklarını kardeşine devretmiştir. Bu elbette bugün çoğunluk tarafından yadırganan bir davranıştır.
- Fakat Herakleitos’a göre yaşam ya da zaman kimini kral yapar, kimini ise köle. Herkes buna razı olmalıdır. Herakleitos’un yaşadığı dönemde sırf belli soylardan gelen aristokrat kişiler oldukları için zenginleşen sosyal sınıflarla geniş halk kesimleri arasında büyük bir siyasi mücadele dönmektedir.
Aristokratlar soylu oldukları için yönetme hakkının kendilerinde olduğunu iddia ederken, halk toplumun geniş kesimlerini yönetime bir şekilde dahil olma hakkı tanıdığı için demokrasiyi savunmaktadırlar.
- Kölelerinin ise, demokratik düzende dahi oy verme hakları yoktur.
- Aristokratlar, sahip oldukları geniş toprakları satmaya yanaşmazlar, diğerleri ise bu toprakları almak için kavga etmektedirler. Çünkü toprak sahipliği beraberinde doğal olarak birtakım siyasal haklar getirmektedir.
Herakleitos bu grupların her ikisinden de hoşlanmamaktadır. Demokratları çok gürültülü bulduğu gibi aristokratları ise fazla seviyesiz oldukları için eleştirmiştir.
- Bu tutumunun kuşkusuz evren düzenine yönelik görüşlerinde belli bir etkisi olmuştur.
Herakleitos’un Yazma Biçimi ve Üslubu
Herakleitos, doğrudan doğruya öğretici bir tarzda yazmayı reddetmiştir. Bu yüzden onun metinleri pasif bir öğrenme süreciyle değil, aktif bir katılımla takip edilerek yorumlanmalıdır.
Bu yüzden okur, Herakleitos’tan günümüze kalan parça yazıları (fragmanlar) yorumlamaya çalışırken muammalar çözen, herhangi bir anlama ulaşabilmek için kafasını her dem çalıştırmak zorunda kalan bir giz çözücü gibi hareket etmek zorundadır.
- Şark kültürlerine özgü, bu kapalı ve gizemli üslubundan dolayı onu peygamber olarak niteleyenler bile çıkmıştır. Fakat burada peygamber ifadesini Farsçadan dilimize geçmiş olan bildik anlamıyla ele almak gerekirse, Yunan dünyasında elbette peygamber gibi bir sözcük yoktur, ancak peygamberlerin yerini tutacak büyüklükteki din adamlarının maniaya sahip insan oldukları düşünülmektedir.
Mania tanrısal bir vecd halinde kendinden geçen anlamında kullanılmaktadır ve mania halinin bir tür büyülenme olduğu düşünülmektedir.
- Tamamen Eski Yunan kültürüne dayanan bu olgu öylesine önemsenmektedir ki Eski Yunan’da maniası olmayan bir insanın yüksek hakikatlere varma yetisinden mahrum olduğu düşünülmektedir.
- ve bu tür insanlar genelde bilgi ile ilgili konularda hor görülmektedir.
- Bugün bazı felsefe tarihçileri Herakleitos’un sara hastası olduğunu iddia etmekte ve saralı insanlarda da bu tip kendinden geçme durumlarının görülebildiği gerçeğinden yola çıkarak Herakleitos’un eserlerine damgasını vuran mania özelliklerini biyolojik esaslı bir hastalıkla açıklamaya çalışmaktadırlar. Ancak anlaşıldığı üzere, o dönemde belli kesimlerin işine geldiği şekilde yorumlandığı ve de bir damga- etiket ile ötekileştirmenin bir alt dayanağı olduğu anlaşılmaktadır.
Bunun yanı sıra Herakleitos’un bazen, “ağlayan filozof” olarak da anıldığı görülür. Çünkü kendisi koparılıp atıldığı, uzaklaştırıldığı bir ülkeye varlık ülkesine gitmeye daha doğrusu dönmeye çalışan bir insanın hüznü ile düşünmüş ve yazmıştır.
Herakleitos’un Yaşam Anlayışı
Yaşama karşı genel tutumunu anlamaya çalıştığımızda, onun insanların kurtuluşunun, içinde bulundukları koşullara tevekkül etmelerinden geçtiği düşüncesine dayanan bir yaşayış biçimini savunduğu görülür.
- Bu yaşam biçiminin detaylarına bakıldığında, bedensel hazlardan uzak durulmasını öneren bir insan çıkar karşımıza. Belki de bu özelliğinden dolayı kendisine budala denmiştir. Savunduğu bu genel yaşayış ilkesine uygun yaşadığı ve agoradaki zenginleri, bedensel şeylere olan aşırı düşkünlükleri nedeniyle sık sık aşağıladığı bilinir.
Yine burada açınlanması gereken esas, düşünürlerin ya da ruhun ne olduğunu anlayabilen insanların yanlış yorumlanması söz konusudur. Onlar bunu kısaca ifade ederler ki başkalarının da bu şekilde düşünebileceklerini düşündükleri için lakin, felsefeyi de insanlarımız işlerine geldiği gibi istedikleri şekilde düz bir anlamla kullanırlar ve kendilerine bir tür -köklü- bir dayanak bulmanın hazzında kendi bildiklerinin doğruluğunu belli kimselere ya da kalabalıklara karşı dayatırlar.
Şimdi konumuza dönecek olursak, bedensel hazlardan uzak durmaktan kasıt, aslında aşırılıktan uzak durulması gerektiğidir, çünkü kişiler belli bir hazza odaklandığında onun ötesindeki ruhani boyutu anlamakta zorlanır. Ya da daha doğrusu ardında perdenin arkasındaki esas anlam kaybolup gider.
- Örneğin din kalıbı altında, esas bağlantı bir nevi gizlenir ve hakiki boyutta ruhani hissin anlamı ya da yaratıcı hissedilemeyebilir. Aynı şekilde sadece bedensel hazza odaklanıldığında, hakiki haz hakiki sevgi, aşk tümüyle ötelenir, kişi ruhsal bir varlık olduğunu hissedemeyebilir. Yani buradaki esas sorun bedensel hazların, kötü olduğu değil, aksine aşırılığın insana kendini unutturduğu ilkesi vurgulanmaktadır. Ve hakiki aşkınlıkta bu algılama öne çıkması beklenir.
Evrensel Uyum: Bedensel Haz ile Ruh Bağlantısı Ayrımı
Herakleitos, insanı evrensel uyum yasasını kavramaktan uzaklaştıran ve onu cehalet karanlıklarına sürükleyen bu bedensel hazları görür ve insanın arzuları peşinden koşmasını en kötü şey olarak nitelendirmiştir. Çünkü arzular karşılığında insan adeta ruhunu satmakta, bedeninin efendisi değil, kölesi olmaktadır.
- Oysa Herakleitos’a göre, bilgelik yolundaki ilk önemli adım bedenin kölesi değil efendisi olmaktır ve bu da bedensel arzulara hakim olmaktan geçer.
- ona göre insanlar arzularına yenik düşer ve sanat, bilim ve felsefe üretmeye zamanları kalmamaktadır.
Herakleitos bilgelik yolunda ilerleyen ruhun durumunu ele alırken en kötü ruhun sulu, en iyi ruhun ise kuru ruh olduğunu söylemekte ve böylece evrensel yasa logosla özdeşleştirdiği ateşi, insan ruhunun bilgeliği bahsinde de kullanılır.
- İnsan ruhunu tutkulardan arındırıp bilgeleştirdikçe ruh sulu bir yapı olmaktan çıkacak ve Herakleitos’un evrensel uyum yasasıyla özdeşleştirdiği ateşe daha yakın olan kuru bir ruh halini alacaktır. Herakleitos’a göre, insanın kendi ruhunda olup biten ve tutkuları yenmeye yönelen bu savaşı en büyük savaş olarak nitelendirmektedir.
Tüm bu görüşleri ve yaşayış özellikleriyle döneminde birçok kişi tarafından deli olarak nitelenmiştir. Tarihsel kaynakların aktardığı bir rivayete göre o dönemde yaşayan bir deliye Herakleitos adı takılmış ve Herakleitos’un cismani varlığı bazen bu deli insanınkiyle karıştırılmıştır.
Herakleitos’un Bilgi Anlayışı
Fragmanların dili
Herakleitos’un felsefi görüşleri, günümüze ulaşan birtakım fragmanlarından yola çıkılarak bir ölçüde ortaya konabilir ve bu fragmanlarda ileri sürdüğü felsefi düşünceler başlıca üç bölümde incelenebilir:
- Bilgi ve felsefe anlayışı
- Evren ya da Doğa anlayışı
- Ahlak ve yaşama anlayışı
Herakleitos’un Doğa Üstüne (Peri Physeos) isimli kitap yazdığı bilinir. Ancak bu kitabın tümü elimize ulaşamadığı belirtilir.
- Sadece kitaba ait bazı bölümler, 100, kadar cümle parçalar halinde günümüze eriştiği ifade edilir. Bu parçaların her birine, Batı dillerinde parça anlamına gelen fragman adı verilir ve bunlar uluslararası kabul gören bir yöntemle numaralandırılmışlardır.
Bu fragmanların, aradan geçen 2500 yıllık uzunca süreye rağmen günümüze erişebilmiş olmaları büyük bir şans ise de Herakleitos’un felsefi görüşlerini belirlemeye yönelik her çabanın daha en başından eksik kalacağını hatırlatmaları açısından üzücüdürler.
- Yine de bu fragmanlar bize onun felsefi görüşleri hakkında birçok şeyler söylemektedirler. Bu fragmanların en önemli biçimsel özelliklerinden biri uyaksız ve ölçüsüz yazılmış olmalarıdır.
- Eski Yunan felsefesinin, özellikle de Ön- Sokratik felsefenin en tipik özelliği ölçü ve uyakla yazılmış eserlere dayanıyor olmasıdır.
- Oysa onun fragmanları bu genel özelliğe uymazlar.
- Öte yandan bu fragmanlar muammalı ve kafa karıştırıcı bir şekilde kaleme alınmışlardır. Dikkatli biçimde ele alındığında her birinin sanki çözümü okura bırakılmış birer bulmaca gibi yazıldıkları görülür. Şark kaynaklı kutsal metinlerin ve hatta İslam dininin kutsal kitabı Kuran’ın üslubunu anımsatan bu bulmaca esaslı söylem, sonraları aralarında Wittgenstein gibi modern isimlerin de bulunduğu birçok önemli düşünürü etkilemiştir.
Bir fragmanında, kendi yazım tarzı için, şöyle söyler: “Delfi’ de ki tanrıça ne konuşur ne de saklar, o sadece işaret eder.” bu fragmandan hareketle düşündüğümüzde Herakleitos’un okuruna doğrudan bir şey anlatmak yerine ona sadece göstermeyi yeğlediği, böylece belli bir dürtüyle onun düşüncesini harekete geçirmeyi amaçladığı anlaşılır.
İnsanların Bilgisel Bakımdan Durumları
Herakleitos, insanları, bilgi durumları bakımından ikiye ayırır; anlamasını bilenler ve bilmeyenler.
- Anlamasını bilenler araştırıcı kişilerdir.
- Diğerleri ise, sağır gibidirler. İşitseler bile anlamazlar. Varlıkları ile yoklukları birdir. Onlar yanı başlarında olan olağanüstü şeylerden bile asla haberdar değildirler.
- Olaylardan ders almasını, tecrübe kazanmasını bilmezler. Aslında insanların büyük bir kısmının durumu böyledir.
- Bunlar evrendeki uyumu da göremezler ve karanlık içinde yaşarlar. Bunlar, ruhları ateşten uzaklaşmış insanlardır. Çünkü bunlar yanı başlarındaki nuru, ateşi görmeyen insanlardır.
Fragmanlar:
Herakleitos 17. Fragmanda onların bu durumlarını şu cümlelerle ifade eder.
“Birçok insanın başından bir sürü olay geçer, ama bu olayları bir türlü anlayamazlar, sanki anlamış gibi gezerler. İnsanlara logosa uymak gerektiğini söyledim, ama onlar beni anlamadılar. Çünkü onlar benim sesime kulak vermediler. Onlar uykuda yaşayanlar gibidir. Evrendeki yasaya ortak olana uyun dedim. Onlar bana uymadılar. Sanki her birinin özel görüşü varmış gibidirler.”
- fragmanda ise şunlar söylenir:
“Bu insanlar evrendeki ilahi yasayı anlamayan insanlardır. Evrendeki ilahi yasaya uygun olarak yaşamalı her insan.” ona göre, “Bütün insanların yasaları ilahi yasadan beslenmelidir.”
Bu fragmanda Herakleitos’un yurttaşlarına, evrende hüküm süren tanrısal yasaya uygun bir site düzeni kurun, sitenin yasalarını evrendeki tanrısal yasaya uydurun diye salık verdiği anlaşılır.
- Bu fragmanlardan yola çıkarak düşündüğümüzde Herakleitos’un doğa yasaları ile tanrısal yasalar arasında tabiatla ilahi kanunlar arasında bir ayrım yapmadığı, bunların ikisinin birbirine paralel olduğunu düşündüğü söylenebilir.
Ona göre insanların büyük çoğunluğu evrendeki ilahi yasayı görememektedir.
Bu anlamda Herakleitos, tek tanrıcı bir anlayışı savunan Ksenophanes’in yolundan gitmiştir. Evren ile Tanrıyı özdeşleştirmiş ve buna da logos adını vermiştir.
Herakleitos’tan günümüze kalan fragmanlar bir bütün olarak titizlikle incelendiğinde, Herakleitos’un evrende hüküm süren tanrısal yasa ile insanların bu yasa karşısındaki durumlarına ilişkin değerlendirmelerini şu şekilde toparlamak mümkündür;
- İnsanlar bu yasayı (yani logosu) anlamadıkları gibi çevrelerinde olup biten olayları da anlamamaktadırlar. Kör gibidirler ve olaylardan ibret çıkaramamaktadırlar.
- İnsanların logosu anlamamalarının temel sebebi subjektif olmalarıdır. Yani sanki her şeyi bilirmiş gibi davranmakta, evrene ilişkin kendi yetersiz bilgileriyle yetinme yoluna gitmektedirler.
- Bilim yaparken de (yani doğayı sorgularken de) felsefede de objektif bir tutum takınılmalıdır.
- Oysa Herakleitos’a göre insanlar yarım yamalak bilgilerle bilim yapmaya çalışmaktadırlar.
- Düşünme gücü (akıl) bütün insanlarda ortaktır. Herkes anlayabilir ama insanlar kendilerinde bulunan akıl gücünü köreltmektedirler. Bunun temele sebebi de tembellikleridir.
- Evrendeki tanrısal yasa logosu anlamayan insanlar hayvanlar gibi yaşar. Bu da bedensel tutkulara aşırı şekilde bağlı olmalarından kaynaklanır. Bunlar akıllarını geliştirip keskinleştirmek yerine bedensel ihtiyaçlarını ön plana çıkarmaktadırlar.
Herakleitos: Logosu Anlayan ve Anlamayan Ayrımı
Herakleitos, günümüze ulaşan fragmanlarında evrende hüküm süren yasayı yani logosu anlamayan insanları başlıca üç gruba ayırır.
- Birinci grupta yer alan insanlar, her büyük laf karşısında ağzı açık bakakalan budalalar gibidirler. Ayak takımındaki gibi bir yaşama tarzları vardır. Herakleitos’un burada ayak takımı ifadesiyle gelir seviyesi düşük, fakir sınıfları nitelendirdiği düşünülmemelidir.
- Çünkü ona göre yaşama tarzının soylu olması, gelir seviyesiyle ya da sınıfsal değerlerle ilgili durumlar değildir.
Ona göre soyluluk tamamen düşünme soyluluğudur. İnsanın evrene ilişkin düşüncelerinin soylu olmasıdır.
- Ayrıca bu değerlendirmesiyle her büyük lafa kötü demiş olmamakta fakat her büyük lafa bakıp kalmayı eleştirmektedir. Çünkü insanların önemli bir kısmı tembeldir ve kendileri yerine başkalarının konuşmasını yeğlerler.
Herakleitos bu durumu 104. Fragmanda şöyle dile getirmektedir.
“Nedir ki onların aklı ya da inançları? Onlar halk türkücülerine kanıyorlar ve toplumu kendine öğretmen yapıyor ve hiçbir şey de bilmiyorlar, çünkü çok’un kötü azın ise iyi olduğunu bilmiyorlar.”
Bu fragmandan anladığımız kadarıyla çokluk hiçbir şey için ölçü değildir.
- Asıl ölçü adil olandır.
Buradaki çoklukla çok paraya ya da çok güce sahip olmakta dahil olmak üzere her türden çokluğun ifade edildiği anlaşılır. Bu esas üzere insanın görevi araştırmaktır, doğru olanın yanında olmaktır.
- Böylece Herakleitos insanlara aktif bir araştırma ve sorgulama durumu içinde olmalarını salık vermektedir.
- Demek ki insanların büyük çoğunluğu ortalıkta dolaşan birtakım fikirlere hayranlık duymakta, fakat bunları sorgulamayı, iç yüzünü araştırmayı akıllarının ucundan bile geçirmemektedirler.
Herakleitos, bu insanlardan duyduğu rahatsızlığı “ana baba sözünden çıkmayan benim yanıma gelmesin” sözleriyle dile getirmektedir.
- O halde kısaca ifade etmek gerekirse bu birinci grupta yer alan insanlar bilgiyi herhangi bir otoriteden edinen ve edindiği bilgiyi hiç sorgulamayanlardır.
- Herakleitos ikinci grupta yer alan insanları ise, tanımadıklarına havlayan köpeklere benzetir. Bu özellikleriyle ilk gruptaki budalalardan daha tehlikelidirler çünkü her şeyi ben bilirim düşüncesiyle önlerine gelen herkese saldırırlar. Başkalarının görülerine saygı göstermezler. Belli bir düşünce oluşturmuş ve o düşünceyi kayıtsız şartsız doğru kabul ederek belli bir dogmayı yüceltmişlerdir.
- Kısacası tanımadıklarına havlayan köpekler, farklı olanı kabul etmeyen insanlardır. Herakleitos’a göre filozof, farklı düşünüşte olduğunu söylemelidir. Ona göre insan yaşama tarzından memnun değilse dünyayı ya da hayat tarzını değiştirmelidir. Dünyayı değiştiremeyeceği durumlarda hayat tarzını değiştirmesi gerekir. Oysa insanların çoğu bunu yapmamaktadır.
Herakleitos’a göre insanın düşünmesinde bir sorun varsa düşünme tarzını değiştirmelidir. Bu ikinci grupta yer alan insanlar belli bir dünya görüşüne sahip olmuşlardır ve bunun dışında hiçbir düşünceyle ilgilenmek istememektedirler. Dahası bu kabul gören dünya görüşünün ötesine geçmek isteyenleri de engellemek eğilimindedirler.
- 3. Grup: Herakleitos’un evrendeki yasayı, logosu tanımayan anlamayan insan gruplarından sonuncusu ise filozoflar ile şairlerden oluşur.
Herakleitos şair derken herkesten önce Homeros ile Hesiodos’u filozof derken ise Ksenophanes ile Pythagoras’ı kast eder.
- Herakleitos’tan günümüze ulaşan fragmanlardan birinde Homeros ima ettiği düşünülür.
- Homeros’un, neredeyse bütün bir Yunan kültürünün temel taşlarından biri olduğu düşünüldüğünde bu eleştiri sarsıcıdır. İnsanların evren anlayışlarını ondan edindikleri için eleştirmektedir.
Bu konuda Ksenophanes’in eleştirel tutumunu sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Yunanlıların bir diğer büyük mit kurucusu olan Hesiodos’a da saldırmakta ve bu iki ismin Yunan toplumunu adeta zehirlediklerini savunur.
- Herakleitos’un bu iki ismi acımasızca eleştirmiştir, onların Yunan dünyasında otorite olarak anılmaya en çok layık olan isimler olmalarından kaynaklandığı düşünülür.
- Herakleitos insanların etraflarındaki başka insanlardan birtakım bilgiler edinmelerini yanlış bulmaz fakat bu bilgileri hiç sorgulamaksızın almalarını büyük bir yanılgı görür.
Herakleitos, Homeros’un ve Hesiodos’un fikirlerinden yola çıkılarak asla bilge olunamayacağını savunmakla kendi dönemi için oldukça kışkırtıcı bir düşünür olmuştur ve bu kışkırtıcı yönü günümüzde bile etkisini sürdürmektedir.
Herakleitos’un Bilgi Eleştirisi
Herakleitos, şairlerin yanı sıra filozofları da evrensel hakikatlerin bilgisinden mahrum oldukları gerekçesiyle eleştirmiştir. Kendisinden önceki en önemli ve etkili düşünürlerden biri Pythagoras’a yalancıların başı diye saldırır. Ksenophanes’i ise “çok şey görmekle bilge olunmaz” sözleriyle eleştirir.
- Bilindiği üzere Ksenophanes insan ne kadar görürse o kadar bilgilenir demekteydi ve Herakleitos’a göre bilgi toplamak değil, anlayarak bilgi elde etmek önemlidir.
Herakleitos’un Pythagoras ve Ksenophanes’e yönelik bu eleştirileri onun bilgi anlayışına ilişkin önemli ipuçları vermektedir.
- Ksenophanes ile birlikte, Yunan dünyasına doğa felsefesinin yanı sıra bilgi felsefesi de girmiştir. Ayrıca bilgi eleştirisi geleneği de başlamıştır.
Böylece önceleri, sadece doğanın araştırılmasına yönelen Yunan doğan felsefesi, Ksenophanes ile birlikte bilgiyi de problem edinmeye başlamış, bilgide ölçüt ve değer problemi gündeme gelmiştir.
- Herakleitos işte bu bilgi eleştirisi geleneğine uygun biçimde kendisinden önceki Yunan doğa filozofları, Pythagoras ve Ksenophanes’in bilgi anlayışlarını eleştirmek yoluna gitmiştir. Kendisinden önceki bazı düşünürlerin önemsedikleri çok bilgi edinme çabalarını yani polymathos durumunu eleştirmektedir.
- Ksenophanes’in biriktirme ya da yığma esasına dayanan bilgi anlayışının yerine aktif bir bilme anlayışını öne çıkarmıştır.
- Herakleitos’a göre çok bilmek yani polymathos yerine derinlemesine bilmek anlamına gelen, botnes durumunu önemser.
Çünkü ona göre filozof olmak diğer bir anlamda bilge olmak için anlamak, çoğaltmak, üretmek, bir anlamda yapıyı yoğurmak gerekir.
- Çünkü ona göre bilgi aktif bir süreçtir ve bilgelik de aktif bir bilme ediminden doğar. Herakleitos’taki bu bilgisel eleştiri yönü son derece önemlidir, çünkü anlamanın aktif bir öğrenme olduğu kabulüne dayanır.
Herakleitos bu durumu 40.fragmanda şu sözlerle ifade eder:
“Çok şey bilmek insanı akıllı yapmaz. Eğer böyle olsaydı Hesiodos ile diğer hocalarımız ve Ksenophanes ile Hekataios bilge olurlardı.”
- Fragmanda dile getirilen düşünceler de bu değerlendirmelerle koşutluk arz etmektedir.
“Menasortus’un oğlu Pitagoras insanlar içinde en fazla araştırma yapan kişidir. Bu noktada onu takdir etmektedir. Ama o da bütün bilgeliğini başkalarının kitaplarından aldığıyla yapmıştır. En kötü sanat bilgiyi yığmaktır.”
Herakleitos fragmanda Pythagoras’ın araştırmacı kişiliğini kabul etmiş, doğunun bilgeliklerini okuduğunu açıkça söylemiş ama onu bunları anlamamış olması nedeniyle eleştirmiştir.
Herakleitos ve Bilginin Elde Edilmesi
Herakleitos’a göre insanların büyük çoğunluğunun bilgilerini üç yolla elde ettiklerini anlaşılmaktadır;
- Bilginin edinilmesinde başvurulan birinci yol, bilgiyi başkalarından öğrenerek elde etmektir. Herakleitos bu bilgilerin her zaman yanlış olmayabileceklerini ama daima sorgulanmaları eleştirel şekilde ele alınmaları gerektiğini söyler.
- Bilgiyi kişisel tecrübeler ve deneyeler sonucu elde etmektir. İnsanların bu tür bilgilerden yararlanabilmeleri için önce tecrübe etmeyi, yani görmeyi ve duymayı bilmeleri gerekir. Oysa çoğu insan bunun nasıl olacağını bilmemektedir. Herakleitos, görüleni ve duyulanı bilgide tercih ettiğini ama insanların görmesini ve duymasını bilmediklerini söyler. Onun gözünde doğa bir kitaptır ve uygun şekilde kaleme alınmış sözlerle okunur. Doğa, insanlarla konuşur ama ona kulak vermek gerekir.
İnsanların çoğu duymasını ve görmesini bilmedikleri için bu büyük kitaptan yararlanmayı başaramamaktadırlar.
- Herakleitos “ruhları barbar olanlar doğanın dilini anlamazlar” diyerek doğaya ilişkin hakikatlerin bilgisinin aynı zamanda bir yönüyle dilsel olduğunu ifade etmektedir.
Ve burada Herakleitos’un aslında dilden kastının frekans, titreşim anlam yansıması şeklinde günümüzde yansıma bulduğunu görmek mümkün.
- Burada geçen barbar ifadesi herhangi bir dili bilmeyen insanlar anlamında kullanılır. Başka yerde ise şöyle okunur, “ruhları barbar olan insanlar için gözler ve kulaklar kötü tanıktır.”
- Buradan anlaşıldığı üzere, esasen ruhun dilini anlamayanları ima ettiği görülür.
Bizler doğayı ve varlığı gözlerimiz ve kulaklarımızla anlamaya çalışırız. Gerek doğa gerek toplum gerekse insanlar tek tek bizimle bir şekilde konuşmaktadırlar ve bu dili bilmeyen insanlar doğanın ve insanın hakikatini asla anlayamazlar.
Bu yüzden doğanın bilgisine hazırlanmak için insanın doğanın diline ruhunu hazırlaması gerekir. Bütün bunlardan yola çıkılarak düşünüldüğünde tek başında deneyin, görmenin ve işitmenin insanı bilge yapmayacağı anlaşılır.
- Önemli olan görme ve işitme sonucu elde edilen verileri değerlendirecek bir kavrayışa, yetkinliğe sahip olmaktır. Herakleitos’a göre asıl sorun görmek değil, görmesini bilmektir ve insanların büyük çoğunluğu görme ve işitme duyularından yararlanmasını bilmemektedir.
- İnsanın kendi kendisini araştırması, bilgiyi kendi içinden devşirmesidir.
Herakleitos’, 101. Fragmanda “kendimi keşfettiğim” demektedir.
- Ona göre kendilerinden uzak bir ayrılık içinde olan kişiler aynı zamanda varlıkla ayrılmış kişilerdir. Bu yüzden her insan her şeyden önce kendi kendisini keşfetmekle yükümlüdür.
Onun bilgi bahsine ayrılmış fragmanlarından bir diğerinde (35. Fragman) bilgeliği seven yiğitlerin gerçekten çok araştırmacı olmaları gerektiği dile getirilir.
- Ona göre altın arayanlar çok toprak kazarlar ama pek az altın bulurlar. Herakleitos’a insan neyi aradığını bilmezse aradığı şeyle karşılaştığında onun aradığı şey olduğunu dahi bilmeyecektir. İnsanın elinde bir harita olması, bu haritayı araştırmaları boyunca yeni bilgiler ışığında daima düzeltmesi ve böylece hedefe ulaşması gerekir.
- Toprak sözcüğü ile Herakleitos insanın yıllarca içine dolmuş olduğu bilgileri ifade eder. Toprak yıllarca sizin altınlarınızı saklamış durmuş demektedir. Bu toprak anneden, babadan, otoriteden gelen sorgulanmaksızın alınmış bilgilerdir.
Bunlar zamanla insanın kendi özlüğünden uzaklaşmasına, kendi içindeki hakikati, cevheri, altını yitirmesine yol açmıştır. Bu yüzden bilgelik peşindeki insanın bir diğer önemli görevi de içinde birikmiş bu toprağı bolca kazmak, otoriteden getirdiği bilgilerden sıyrılarak hakikate erişmektir. Onun için bilginin başlangıç noktası toprak, şeklinde yorumlanmış, ancak bütünüyle öyle değil. Ona göre herkeste akıl bulunur. Ve bu aklı ortaya çıkarmak gerekir. Bu süreç insanın kendisini bilmesinin de sınırını belirler. Araştırma sürecini şu şekilde özetler;
- İnsan önce içinde birikmiş olan toprağı, yani geleneksel bilgileri ele almalıdır.
- Sonra bu bilgilerden bir şekilde kurtulmalıdır.
- Sonra bunlara tekrar dönmelidir.
- Son noktada ise bunların ne olduğunu tanımalıdır.
Genel anlamda, kısaca insan öğrendiğini sandığı şeyleri her daim sorgulamalı ve bunların araştırmacısı olmasının gerekli olduğunu vurgular.
Bilgi bahsinde dile getirilen bütün bu düşünceler bir bütün olarak ele alındığında,
Herakleitos’un evrende gizli bir yasa bulunduğuna inandığı, bu gizli yasanın insana açılmayı beklediği, kendisini geleneksel önyargılardan kurtaran ve bunların sıkı bir araştırmacısı olan insanların bu gizlerin incelenmesine kendisini hazır hale getirmiş olacağı inancına sahip olduğu söylenebilir. İnsan doğanın gizlerine yönelik bu araştırmayı iki uçlu olarak ilerletecektir.
- ilki kendi ruhunu araştırmak,
- ikincisi ise doğanın ya da kainatın araştırılmasıdır.
- Bunlardan biri içe dönük, diğeri ise dışa dönük araştırmadır.
Bilginin Ana Kaynakları:
- Otoriteler:
bunlar filozoflardır. Herakleitos, filozofların tümünün bilgi bahsinde yanlış şeyler ileri sürdüklerini söylemez ama onların ileri sürdüklerinden yola çıkılarak bilge de olunamayacağını kabul eder. Herakleitos insandan bilgi bahsinde hem teorik hem pratik bir yeterlilik ister. Yani hem anlamalı hem de anlaşılmış olana uygun şekilde yaşanmalıdır. Araştırmasını bilen insanların otoriteyi tamamen bir kenara bırakmasına gerek yoktur. Fakat otoritenin eleştirel ve seçmeci bir nazarla gözden geçirilmesi de şarttır. Aslında Herakleitos, bu konudaki tespitleriyle bugünkü pedagojinin de temellerini atmış sayılabilir.
- Duyular:
Herakleitos’a göre duyular da bilgi için ana bir kaynak rolü oynar. Fakat eski Yunan düşüncesinde duyuların sağladığı bilgi daima ikincil bilgi olarak kalır. Doğru kabul edildiği gibi tartışmaya da açıktır. Ksenophanes de kabul etmekteydi. Herakleitos’a göre duyular, doğru bir tanıklıkla ( ki bu da aklın duyuların sağladığı verileri düzgün biçimde yorumlaması esasına dayanır.) Bilgi için güvenilir birer kaynak haline gelebilirler.
- Algılama ya da tanımlama bilgisi:
Antik Yunan düşüncesinde çok gören bilir görüşü ağırlıktadır. Herakleitos, detaylı şekilde izah edildiği üzere, bu durumu değiştirmiştir. Çok şey görmek insanı bilge yapmaz. Gördüğümüz şeyin ne olduğunu anlamamız gerekir. Duyular bize belli bir dünyadan bilgiler getirir fakat bunları sınamak, eleştirmek gerekir. Oysa insanlar olaylardan ya da duyulardan hiçbir şey çıkaramamaktadırlar. Herakleitos’a göre sadece duyu verileriyle yetinildiği sürece pasif bir öğrenme süreci içinde olunur. Oysa ideal olanı insanın aktif olarak katıldığı bir süreçtir ki bu süreçte duyu verileri uygun şekilde yorumlanarak bilgiye ulaşılır.
- İçe Yönelme:
Ksenophanes’in içe yönelmeden kast ettiği akıldır. Burada içe dönmek olarak ifade edilense, insanın akli etkinlikleridir. İnsanın dışında yer alan doğa ile insanın kendisi arasındaki teması sağlayan duyu algılarıdır. Yani duyu algıları bize birtakım malumatlar getirirler. Bu bilgimizin birinci yönüdür. İkinci yönü ise, bu duyu verilerini işleyecek olan yönümüz yani akıldır.
Bilgi ikisinin birlikteliğinden doğar.
Bu durum yıllar sonra Kant’ta tekrar karşımıza çıkar. Bu anlamda Herakleitos, tek başına duyu algısının (aisthesis) bilgi vermeyeceğini söyleyerek bu konuda öncülük etmiş isimler arasında yerini almıştır.
O halde kısaca ifade etmek gerekirse, Herakleitos’a göre gelenek de duyular da bize kainatla ilgili birtakım veriler sağlarlar ama insan aktif bir öğrenme süreciyle bu verilerin tümünü sorgulamalı ve içe dönük bir hamleyle kendini bilme süreci içinde bunları akli açıklamalara kavuşturarak kainatın gerçekliğinin bilgisine aktif biçimde ulaşmalıdır.
Herakleitos: Evren ve Ruh Anlayışı
Herakleitos’a göre ben yani psykhe ile varlık iç içe geçmiş gibidir.
Herakleitos’un ben anlamında ele alınan kavramının burada ruh anlamında da kullanılan psykheye karşılık geldiği unutulmamalıdır.
Ona göre insan beninin ya da ruhunun iki yönü vardır.
- Bunlardan ilki aisthesis ile ilgilidir yani varlıkla belli bir anlamda fiziksel bağ kuran yöndür. Bu yön kendisini duyu organlarıyla belli eder ve evrenden belli duyu verileri edinir.
- Benin ya da ruhun ikinci yönü ise noesis yönüdür. Bu ikinci yön başlıca akla karşılık gelir ve duyu organlarını sunduğu verileri işleyecek olan yön de budur.
Herakleitos’a göre her şey bir logostur. Bu logusun bir kısmı da bendedir.
Yani ben, bir küçük logostur. Aynı zamanda bunun tezahür ettiği bir yer de vardır ve bu yer de bir bütün olarak kozmostur.
O halde her şey bir logosun parçasıdır ve ben bir küçük logos iken evren logosun kendisini, büyük logosu ifade eder. İnsan kozmosu anlayabilecek bir yapıdadır çünkü insan beninin algılama yapıları gerçekliği düzenleyebilecek durumdadır. Evrenle ben arasında bir uyum gerçekleşmiştir.
- Oysa köpeğin algı formları insan benininkinden farklıdır ve bu yüzden köpeğin gerçekliği de insanınkinden farklı olmaktadır.
- Herakleitos’un bu konudaki düşünceleri şu formülle ifade edilebilir; “logos= küçük logos+ kozmos)
Herakleitos’a göre kozmos büyük bir kitaba benzer. Onun felsefesinin temeli budur. Kainat kitabında yazılan kainatın tezahürüdür.
Duyu algıları ise bir anlamda bu kitabın yazılarına denk gelir.
Bu yazılar bir anlamda kainatın benim aklıma görünen kısımlarıdır. Bunun yanı sıra insanın kendisi de bir kitap gibidir. Her iki kitabın da yazıları aynı olduğu için bunlar birbirlerini anlayabilirler.
- Yunan felsefesi en başından itibaren dinsel bir yapı sergilemiştir. Kozmosla ilgili en temel felsefi varsayım kozmosun tanrısal bir yapı olduğu ve onun hem içinde hem dışında yer alan nousun bu yapıyı anlayabileceği yolundadır.
Ben ile evren arasında karşılıklı bir bağ bulunur. Ve Tanrı bu yapıların ikisini de kuşatmıştır. Fakat bu organik bütünlük esasına dayalı yapı zaman içinde bazı filozofların etkileriyle çözülmüştür.
- İşte Herakleitos’da bu bütünlük esasına dayalı düşünürlerden biridir.
- Ona göre kainat kitabının dilini bilmek gerekmektedir.
- Görünüşler bu kitaptaki yazılardır ve ona göre yazı ile anlam birbirinden koparılamazdır.
- Anlam sadece o dili bilen için ortaya çıkabilecek bir anlamdır. Bunun ortaya çıkarılması için de sadece duyu verisi yeterli olamazdı, çünkü Herakleitos’un asıl amacı çok daha derinlerde yatmaktadır.
- Onun derdi, insanın kendisini keşfedeceği bir bilgisel aydınlanma idi. İnsanın kendini keşfetmesi neleri anlamasıdır?
- Bu uğurda duyular da akıl da sadece birer araçtırlar. Amaç kozmosu anlamaktır. Herakleitos’tan öncekiler evrene ve doğaya sadece duyuları ile bakıyorlardı ve bu yüzden de evrenin sadece görünür kısımlarını görüyorlardır.
- Oysa Herakleitos’a göre kozmosu anlamak topyekun varlığı anlamak demektir. Sanatı ve dini ile birlikte kozmosu anlamak gerekir.
Logos: Kozmos Yasası
Herakleitos’a göre kozmosta bir yasa vardır. Bu yasa logostur. Herakleitos’a kadarki Yunan felsefesinde logos, yasa, akıl, cümle, düşünce, ölçü, anlamak gibi birçok anlamlar yüklenmiş çok boyutlu bir sözcüktür.
- İnsanın amacı evrendeki her şeyin bir olduğunu anlamaktır ve işte logos bu birliği ifade eder. Bu noktada logos ile Tanrı özdeşleştirilmektedir.
Daha öte bir düşünce hamlesiyle evreni, bu logos ile özdeşleştirmiş, üstelik kozmosun ateşten (pyr) yapıldığını söyleyerek, son derece kapalı bir üslupla logosu ateş ile özdeş tutmuştur.
Logos ya da Tanrı = Kozmos = Ateş (Pyr)
Sadece duyuları ile evrene yönelenler, evrenin ancak görünüşünü bilirler. Oysa amaç kozmosu ve kozmostaki yasayı ilahi yasayı, yani logos ya da ateşi anlamaktır.
Bu yasa, doğa ve akıl yasasıdır. Herakleitos, bu anlamda doğa yasası ile akıl yasasını birbirinden ayırmamıştır.
- Logos denen yasa, hem fiziki dünyada hem aklımda hem de ilahi alanda hakim olduğu anlaşılır.
Ona göre bu yasaların başlıca tezahürlerinden biri ölçülüktür. Evrende her şey belli bir ölçüye göre oluşur. Ölçüye uymayan her ne olursa olsun cezalandırılır. Bu fikir, nüve biçiminde de olsa Ksenophanes’te de bulunmaktadır.
- Ksenophanes’e göre, öyle bir varlık var ki düşünmesiyle her şeyi istediği hale getirir. İstemek, bir planlamayı getirir. Ol deyince oldurur. Bu varlık her şeyi planlamıştır. Hatırlanacağı üzere Ksenophanes ile kozmos düşüncesine aklı ve iradeli bir varlık düşüncesi yerleşmiştir. Bu varlık kozmosun içinde mi dışında mı açık değildir.
- Hayatta Tanrı’nın gözünde her şey kötüdür.
Oysa Herakleitos’a göre yasayı anlayanlar kainatın her yönünü görürler.
Bilge bir insan hayatın her yönünü görür.
- Ona göre evrenin belli bir gerçekliği vardır. İnsan bu gerçeklikle yaşamayı öğrenmelidir. Çünkü belli gerçekler asla değiştirilemez. Bu değişmez gerçekler evrenin yasası ya da mantığıdırlar. Değiştiremeyeceğin gerçekler dünyanın yasası mantığıdır.
- Yapılması gereken bu gerçeklere uygun şekilde uygun yaşamaktır. Böylece insanın yasası adil olmak, zulüm etmemektir.
Herakleitos’tan önceki eski Yunan düşünürleri genelde evrimci bir görüşe sahiptirler. Yani evren onlara göre, belirli bir zamanda belirsiz bir maddeden evrilerek kozmos haline dönüşmüştür. Herakleitos’ta ise böyle bir başlangıç durumu fikrine rastlanmaz.
Evren onu hiç kimse yaratmadan hep mevcuttur.
- Ona göre kozmosun bir bütün olarak kendisi olmasa da içinde bulunan nesneler daimi olarak yer değiştirirler. Fakat bu değişime rağmen kozmosun genel yasası ve çerçevesi asla değişmez. Ancak evren içinde yer alan unsurlar sürekli yer değiştirerek yeni varlıklar ve olaylar meydana getirirler. Yerler ve objelerin kendileri sabit ve değişmezdir.
- Değişen şey onların sürekli yer değiştirmesidir. Herakleitos’un evreni böyle bir evrendir. Bütün bu yapı ateşten meydana gelmiştir. Bu yapının dinamiğinde ise, zıt objeler vardır. Bu yapıdaki objeler iki türden yapılmıştır:
(+) ve (-) objeler, evrende her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşmuştur fakat bunlar rastgele değil, belli bir yasaya göre bir araya gelirler. Evrendeki bütün değişim bu zıt unsurların yer değiştirmesinden oluşur. Böyle bir şemada bir planlanmışlık olduğu söylenebilir.
Kozmos da ki her şey ateşten yapılmıştır ve bu ana madde hem değişmenin altındaki kalıcı unsurdur hem de değişmenin kendisidir.
Herakleitos dendiğinde akla genellikle “her şey akar” görüşü gelir. Oysa o “her şey akar” dememiş, bu kurallar içinde her şey yer değiştirir demiştir. O halde kısaca ona göre;
- Kozmos, ilahi yasanın hüküm sürdüğü alandır.
- Kozmosun ana maddesi ateştir, ona göre,
- Bu ateşte logosla özdeş görülmüştür. Yani ateş hem ana madde hem de değişmenin kendisidir.
- Evrendeki her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşur.
- Evrendeki bütün değişme zıt unsurların yer değiştirmesidir.
Zıt anlam yorumlaması, ışığın gölge de kalan tarafı nedeniyle yanlış bir yorumlamaya sahip. Aslında o hassas nokta, madde ile soyut ayırdımını verir. yani aslında bir anlamı anlamak ya da onun oluşması için zıttı olması gerekmez.
Herakleitos’ta iki temel değişme:
- Ateşin, toprak, hava ve suya dönüşmesidir.
Buna büyük değişme denir. Her şey belli ölçütlerdeki ateştir. Bu görüşünde bir yenilik yoktur.
- Bu görüşü ise Antik Yunan felsefesi açısından bir yeniliktir. Ve tikel nesnedeki değişmeyi açıklar. Buna göre her nesne zıt unsurlardan meydana getirilmiştir. Ve bu zıt unsurlardan her biri diğerine hakim olmak ister.
Değişme, bu zıt unsurlardan herhangi birinin nesnede hakim konuma gelmesi, diğerinin ise nesnenin içine itilmesi esasına dayanır. Birisi diğerini yenmiştir. Çünkü zıtların her ikisi birden aynı anda nesnede hakim durumda bulunamazlar.
(aslında yanlış bir yorumlama söz konusu bütünleşme ya da iç içe bir geçiş şeklinde farklı uzamsal yorumlama daha etkin olur.)
Örneğin saçın beyazlaşması yeni bir durum değildir. Beyazlık saçta zaten potansiyel durumda bulunur fakat beyazlama edimiyle aktüel hale gelmiştir. Aslında bu tespit daha önce Anaksimenes tarafından da yapılmıştır. Fakat Herakleitos’un bu zıtlar öğretisi ile amaçladığı şey aslında ahlaksal bir nitelik arz eder. Onun başlıca derdi ahlaktır. Bir yaşama felsefesi ortaya koymaktır. Herakleitos evren anlayışını aynı zamanda ahlaksal ve estetik bir boyutla da yüklemek istemiştir.
Herakleitos: Ahlak Anlayışı
Herakleitos’a göre insanın ahlaksal bakımdan durumu iki yönlü bir görünüm sergiler.
- Bunlardan birincisinde anlayan ruh, ötekinde ise yasaya uygun davranan ruh söz konusudur.
Anlayan ruh evrende hüküm süren logos yasasını derinlikli biçimde kavramış, bilge insanın ruhsal durumudur. Fakat bilgelik için bu yeterli değildir. İnsanın aynı zamanda bu derinlik evren yasasına uygun şekilde eylemesi de gerekir. Ona göre hayvanlar için fiziki doğa yasası geçerliyken insanlar için de belli bir doğa yasası geçerlidir. Nihai planda insan muhakkak anlamayı devreye sokmalıdır.
Çünkü anlamayan insan için evrendeki her şey çelişkilidir. Bu durumdaki insan için evrende iyi ve kötü, güzel- çirkin vardır.
- Oysa bunlar evrensel yasayı anlamamış olan insanların değerlendirmeleridir. Hakikatte bunların hepsi birdir. Yani evrene tanrıca bakabilen bir insan için her şey iyidir her şey güzeldir. Daha doğrusu iyi ve kötü- güzel-çirkin birdir. Anlayan insan, bu zıtlıkların üzerine çıkıp hepsini birlik içinde kavrayabilir.
Evrende doğrudan bir zorunluluk hüküm sürmektedir. İnsanların da bu zorunluluğa uyması gerekir. Bu zorunlulukta iyinin, kötünün, güzelin-çirkinin, iyinin-kötünün bir anlamı yoktur.
Herakleitos, bu zorunluluk esasına dayalı evren yasasıyla insana manevra sahası bırakmamakta, öte yandan insanın kişiliğinin kendi kaderi olduğunu söyleyerek bir anlamda kişinin kendi kaderini kendisinin belirleyebileceğini söyler. Ona göre insanın kişiliği kendi kaderidir. Fakat bir başka fragmanında da “hayat (aion) dama oynayan bir çocuktur. Kimini köle kimini kral yapar.” Demektedir.
( aslında yine burada da aynı anlamdan bahsediyor, sadece uzamı farklı…)
Ona göre doğuştan gelen soyluluk ya da soysuzluk diye bir şey yoktur. Çünkü belirli bir ailede doğmuş olmak insanın kendi elinde değildir. Bu anlamda insanın yapabileceği hiçbir şey yoktur. Fakat insan bundan sonraki aşamada kendi imkanlarını oluşturabilir. Önce kaderini kabul etmelidir. Sonra bir evrensel esaslı bilgelikle zıtlıkları bütün halinde görmelidir.
- İnsan akıllı bir varlıktır ve daima akla göre davranmalıdır. İnsanın kaderinde akıllı olmak vardır ve bu kader insan tarafından uygun şekilde taşınmalıdır. İnsan bu yolda daima ölçülü olmalı, kendisine verilen imkanlar üzerinde daima düşünmelidir. Bu imkanları kullanırken elinde adalet, bilgelik, ölçülülük ve yiğitlik gibi erdemler bulunur.
Bunlar söz konusu savaşta insana önemli bir güç ve ölçüt sağlarlar. İnsan ahlaksal ilerleme sürecinde sürekli olarak kendini aşmaya çalışmalıdır. Zira insanların büyük çoğunluğu tutkularının kölesidir ve en büyük savaş insanın kendi nefsini kırması esasına dayanır. Evrende bir çatışma vardır ama en büyük savaş içimizdeki savaştır.
Ona göre, ahlaklı olmak ödevi, insanın evren yasasını anlamasından ve bu yasaya uygun biçimde eylemesinden geçer. Dolasıyla burada insanın kendisini bilmesi, kozmik yasayı bilmesi şartına dayandırılmıştır. Fakat insan bu yasanın bilgisini biraz da kendi içinde arayacaktır.
- Böylece insanın akıl ve düşünce dünyasıyla kozmosta hüküm süren yasalar belli anlamda karşılıklı bağımlılık içinde konumlandırılmışlardır. Evrenin yasası bize bilge olmayı buyurmaktadır. Bilgiyi hem toplamak hem eleştirmek hem de bununla yaşamak gerekir.
İnsan bu bilgelik erdeminin yanı sıra hem düşünmede hem de davranmada daima adil, ölçülü ve yiğit olmalıdır.
- Bu dördü, yani bilgelik, adalet, ölçülülük ve yiğitlik dört temel erdem olarak evrende hüküm süren kozmik yasanın bir yansıması bir gereği olarak her insanda şair haline gelmelidir. Site yasaları da yine aynı evrensel yasaya göre yine aynı erdemler üzerine inşa edilmelidir.
Herakleitos bu anlamda, sitenin yasasını evren yasasından türeten Antik Yunan filozoflarının çizgisinde ilerlemektedir. herhangi bir dinde ya da inanç sisteminde bu dört erdem olmaksızın düzen kurmak mümkün değildir. Tanrı da buna eklenir, evren böyle bir iradeye dayandırılmadığı sürece bu dört erdemin varlıklarının da bir anlamı kalmayacaktır.
Genel olarak Herakleitos’un kimi noktalarda eleştirileri düz kelime anlamıyla verildiği için acımasız görülebilir lakin aslında tek boyutlu değil de katmanlı algılama ile bakıldığında yansıyacaktır.

