Felsefe Felsefe Tarihi İlkçağ Felsefesi- Antik Yunan Felsefesi

Mitolojik Düşünce ve Özellikleri

Mitolojik Düşüncenin Ana Hatları

Mitoslar, o mitoslara inanan insan bireylerine ve topluluklarına evrenle, insanla, toplumla ilgili bir takım teorik çözümler önerir. Felsefe etkinliği henüz yansıma bulmadan önce insanların kendilerini ve yaşamı, varoluşu ve de kozmosu anlamlandırma yetisi, yöntemi de denebilir.

  • Mythos, bir yaşama ve düşünme tarzı, dünyayı anlama biçimidir. Çünkü mitolojik düşünme, her şeyden önce insanın
  • “Nerdeyim?
  • Evren nedir?
  • Bu dünya nasıl meydana geldi?” gibi sorularına cevap verir.

Mitolojik düşünme, köken sorunlarına, yani evrenin, insanın, canlılığın kökenleri sorununa da birtakım çözümler sunmuştur. Bu yönüyle mitolojik düşünme, insanın aklının, çözümsüzlüklerden dolayı oluşabilecek çıkmazlarını engeller.

  • Mitolojik düşünme elbette, evren olayları, yani evrendeki durumlar, ögeler, dönüşüm ve değişimler arasında birtakım bağlar kurmuştur ancak bu bağların sıkı olduğu söylenemez.
  • Bu yüzden bilimsel düşünme biçiminde alışılan nedensellik bağlarına mitolojik düşüncede rastlamak çok güçtür.
  • Bunun yanı sıra mitoslar, evrendeki her şeyi kişileşmiş ve canlı görürler. Onların gözünde evrendeki her şey, her obje ya da varlık bir “sen” dir.

Mitolojik düşünmede ögeler arasında kurulan bağ, bir “ben” ve “sen” bağına indirgenebilir. Bu bağ, birbirini bağlayan iki varlıktır.

Mitolojik düşünmenin özü, içinde yaşanılan evrene, doğaya, çevreye saygılı olmaktır.

  • Bu da öncelikle, bu evrenin dayandığı kuralları bilmeye ve onlara saygı duymaya dayanır.
  • Bu düşünmede, nedenler fazla söz konusu edilmez. Daha çok içinde bulunulan toplumun teorik-varlıksal sorunlarına cevap verilir.
  • Onlara, bir evren tablosu sunulur. Bu evren tablosunun yanı sıra insanlara, kendilerinin ne olduğunu söyler ve onlara dünyadaki anlamlarını gösterir.

İnsanların toplumsal ilişkilerde nasıl davranması gerektiği, ele alınan konulardan bir diğeridir. Bir bütün olarak değerlendirildiğinde mitos, bir yaşama tarzıdır. Nerede mitolojik düşünme varsa orada bir hayat vardır.

  • Mitoslar, toplumdaki her türlü duruma ve olası probleme başlangıçtan çözüm bulur.
  • Yani mitoslar da düşünen ve evren hakkında sorular soran insan aklının ürünleridirler ve bu aklı ikna ettikleri sürece etkinliklerini korumuşlardır.
  • Ancak sorgulayıcı aklın sorularına yanıt veremedikleri zaman Yunan insanı bu soruları başka araçlarla yanıtlama yoluna gitmiştir.

İşte felsefe, mitolojinin değişen toplumsal gereksinimlerini karşılayamadığı noktada, belli bir zorunluluktan aslında gelişen düşünce yapısı ile ortaya çıkmıştır.

  • Her ne kadar, mitolojik esaslı düşünme her düşünme gibi bize varlık, hayat, ahlak, doğa, ölüm, din gibi konularda cevaplar verse de yani mitolojide de düşünme denilen, etkinlik rol oynasa da bu temel sorularla ilgili olarak mitoloji
  • “Varlık nedir?
  • Hayatın anlamı nedir?
  • Ölüm nedir?” diye sormaz.

Bunların cevapları, mitolojiler için çok açıktır ve bu yanıtların sorgulanması da beklenmez. Bu özellikleriyle mitoloji uzun süre gücünü ve etkinliğini korumuşsa da M.Ö. 8.- 5 yy arasında eski gücünü giderek yitirmiştir.

  • Bu yüzyıllarda artık insanları tatmin edecek bir düşünme çerçevesi kalmadığı aşamada, buna paralel, Eski Yunan şehir devletlerinde yeni düşünce etkinliği (felsefe) gözlemlenmiştir.

 

Mitoloik düşünme ve Özellikleri

Mitolojik düşünme sabit bir zeminde ilerlemiştir. Eski Yunan dünyasında mitolojik düşünmeyi benimseyen gruplar, genellikle toprak sahibi aristokratlar olmuştur. Bunların şairi ise, Homeros’tur.

  • Toprak zamanla temel zenginlik ölçütü olmaktan çıkıp yerini para almıştır.
  • insanlar, Homeros’un görüşleriyle tatmin olmamaya başlamış ve bu düşünsel gelişme süreci aristokrat sınıfın güç kaybettiği sosyal ve siyasal olaylarla paralel ilerlemiştir.
  • Yönetimde hiçbir hakları olmayan işçiler önce zanaatkarlık yapmış, bu yolla para ve mal biriktirmiş ve gemicilik yapmışlardır.
  • Felsefenin ortaya çıkışı, topraktan metaya (para) geçilen bu sürecin bir iz düşümü gibidir ve felsefe tarihinde topraktan metaya geçişin tarihini izlemek mümkündür.
  • Aynı zamanda gemicilik, felsefenin başlangıcında önemli noktalardan biri olmuştur.
  • Gemicilik, farklı ülkelere ve kültürlere seyahati temsil ettiği için, böylece değişik medeniyetler sorgulanmış, onların inanışları ve evren anlayışlarıyla Antik Yunan dünyası ile karşılaştırma yapma imkanı doğmuştur.
  • O dönemin gemicileri tüccarlardır. Gemicinin tüccarlık yapmasının yanı sıra bir diğer işi, rüzgarları ve gökyüzünü kollamak, yani doğa hakkında pratik bilgilere sahip olmaktır.
  • Her kültürün, toplumun kendine özgü bir dünya görüşü vardır. Bunun da anlamı, o toplumun doğayı, toplumu, insanı, dini ve tanrısal konuları, öte dünyayı, hayatı anlamlandırmasıdır.
  • ve tabii ki toplumu meydana getiren insanların bu konulara ilişkin birtakım fikirlerinin olması gerekir.

 

İnsanlık tarihi açısından bakınca karşımıza çıkan ilk bütüncül düşünme biçimi, mitolojik düşünmedir. Mitolojik düşünme akıllara daha çok çocuksu, saçma, şeklinde kazınsa da ciddi manada hayatı kendi yaşama koşulları içinde anlamlandıran bir düşüncedir. Aynı zamanda dönemlere göre bakıldığında, algı doğrultunda oluşum-gelişim-ilerleme- aşma, açınları doğrultusunda değerlendirilebilir.

  • Mitolojik düşüncede neden bulma, (etiolojik açıklama) denen bir tutum vardır.
  • Mitolojiler, insan düşüncelerinin hayata ilişkin ince kıvrımlarını yakalarlar.
  • Mitoloji, insan, tanrılar, hayat, doğa vb. konularda sorular sorar ve cevaplar üretir.
  • Bu tarz düşünmede, başlangıçta her zaman için belli maddeler ya da varlıklar vardır.
  • Yani ezeli ile ebedi bir şey vardır. Bunların nasıl yaratıldığı ise sorulmaz.

Mitolojik düşünme, kültürlere göre farklılıklar gösterse de ortak bir yapıya sahiptir.

  • Yani içerik bakımından evrensel değil, sadece yapıca evrenseldir. Farklılığın doğrultusunda ise felsefe ortaya çıkar ve felsefe ortaya çıkmadan önce bu sorulara cevap vermiş olan mitolojik düşünme yöntemi varolduğu için felsefenin de ondan etkilendiği belirtilir.

Pek tabii ki tüm bu olguların oluş ve inceleme alanları aynı olduğu için, değişen ve gelişen sadece algı seviyeleri ve bu yönde gelişim gösteren düşünce açınları ve bunları anlamlandırma boyutları ile kavramsal indirgeme aşamalarıdır.

Bu konuda Eski Yunan dünyasının iki temel kişisi vardır.

  • Homeros ve Hesiodos

Mitoloji ve Eski Yunan Dünyası:

Eski Yunan düşüncesinin temel kabulleri:

Başlangıçta hep ezeli ve ebedi bir madde vardır.

  • Bu başlangıç maddesi, belli bir zamanda, bildiğimiz anlamda düzenli evren olan kosmosa dönüşmüştür.
  • Bu madde canlıdır.
  • Bu maddenin canı vardır.
  • Eski Yunan dünyasında can kelimesinin adı psykhe’dir. Bu ruh, ilahi bir ruh değil, bir meteordur

Eski Yunan Dünyası: Tecrübe ve Denge

Eski Yunan dünyasında denge önemlidir. Bedensel olanın ölçülü biçimde yaşanmasının anlamı, hayata bir derinlik katmaktır. Bilge insanlar, açlık gibi durumlara tahammül ederler ve bu da ancak uzun egzersizler ve çile süreçleri sonunda mümkün olabilir. ( Esasen denge yansıması yanlış anlamlandırma içinde kısıtlanmış bu noktada çünkü denge sadece yeme ile olabilecek bir anlam olmadığı gibi ölçülü yerinde yemek- içmek gerekir ki düşünme faaliyeti gerçekleşebilsin, aksi halde tıka basa yenilen yemek kişinin düşünmesine de engel teşkil ettiği gibi doğrusal olarak yaşamsal algısı da kısıtlanır)

  • Denge gibi Eski Yunan dünyasında tecrübe de önem taşır. Çünkü tecrübe, insanlara kendini anlamayı, yani olanı taşımayı öğretir. Bilgelik, sizin gibi olmayanı, size yabancı olanı taşımaktır.

Eski Yunan dünyasında M.Ö. 800’lerden MÖ 500’lere gelirken önemli dönüşümler ortaya çıkmıştır, bu gelişmeler;

  • özellikle toplumsal, ekonomik ve buna bağlı olarak siyasi hayatta görülmüştür.
  • Bu dönemde Eski Yunan dünyasındaki düşünme ufku mitolojik düşünme tarafından çevrelenmiştir ve felsefe öncelikle mitolojik bir düşünce biçimiyle çevrelenmiş bir ortamda gelişmiştir. Bu da felsefenin mitolojiden etkilenmesine ortam hazırlamıştır.
  • doğanın mitolojik düşüncenin de kendine özgü akli bir yönü vardır ve bu da ilk Yunan filozoflarını mitolojik kavramlara akılcı bir şekilde yönlendirmiştir.

 

Yunan Mitosu ve Felsefe

Mitolojik düşünme biçiminde ortaya konan kabuller, pek az sorgulanırken felsefede farkında olunmadan, en ufak şeyin bile soruşturması yapılır.

  • Fakat felsefenin de temel birtakım kabulleri vardır.
  • Bu kabuller, bireylerin dayandığı rastgele kabuller değil, içinde yaşadıkları toplumdan çıkarılan kabullerdir.
  • Bu kabuller, Eski Yunan düşüncesi başlamadan önce, yaradılış ve doğa gibi belli temel konulardadır.

Bu kabullerin başında, evrenin ana maddesiyle ilgili olanlar gelir.

  • Madde ezeli ve ebedidir. Yani yoktan var etme anlayışı, kabul görmez. Var olan bir maddenin yok olacağı anlayışı da kabul edilmez.
  • Başlangıçta bir karışıklık içinde olduğu tasavvur edilen bu maddenin, bir süreç içinde düzenli bir yapı (kosmos) haline dönüşmüş olduğu düşünülür. Bu madde aynı zamanda kutsal ve canlı bir maddedir.
  • Ayrıca bu madde, evrendeki bütün varlıkların malzemesini ve kütlesini oluşturur. Yani gördüğümüz dünyada ne varsa başlangıçtaki malzemeden yapılmıştır.
  • Belli bir silsile ile meydana gelen düzenli evrende yasasızlık ve kaos bulunmaz, hüküm süren bir yasa vardır.
  • Bu da doğadaki düzenliliği sağlayan, kimsenin aşamayacağı ilahi bir yasadır. Ancak daha sonra doğadaki olayların nedenini başka bir güçle yani bize göre doğal olmayan güçlerle açıklıyorlar.

Evrenin yapısını çıplak gözle bakınca üç kısma ayırmaktadırlar:

  • Gökyüzü, yeryüzü, sular.

Ancak gökyüzü ile yeryüzü arasında hava olayı vardır. Yani sıradan yalınkat bir insanda dört tane temel konu vardır.

  • Gökyüzüne çıplak gözle bakınca, onu bir kubbe biçiminde görürüz. Bu insanlar onu bu biçimde görmüşlerdir. Ve birinci konu gökyüzüdür.
  • Orada meydana gelen olaylar onlar için önemlidir.
  • Gökyüzündeki yıldızların dönme hızına göre takvim oluşturmuşlardır. Takvim gerek ibadet gerekse tarımın düzenlenmesi için gerekli bir unsurdur. Hemen hemen bütün kültürlerde gökyüzü incelenmiş ve takvimin yıldızlara bağlanması bu bakımdan çok belirleyici olmuştur. Daha sonra insanların ilgisini yeryüzü çekmiştir.
  • Çoğunlukla insanlar, yeryüzünü, kendi bulundukları yeri merkeze alarak incelemişler ve kendi bulundukları yeri evrenin merkezine koymuşlardır. Evrenin taşıyıcısı da mitolojilerden anladığımız kadarıyla çoğu zaman sular olmuştur.
  • Taşıyıcı değişebilir, onlar evrenin yapısını gökyüzü, sular ve yeryüzü biçimde canlandırmışlar ve bu tablo, felsefeye miras kalmıştır.

Evrenin yapısı ve işleyişinin yanı sıra, insanın orta çıkışına ilişkin de Eski Yunan düşüncesinde birtakım önkabuller vardır.

  • Bu konuların tipik özelliği en kök sorunlarla uğraşmalarıdır. Şu an bile bunların cevaplarını verememekteyiz, bu sorular daima sorulacağı gibi yorumlama ve algılamaya göre değişebilir. Buna benzer sorular insan hakkında da olmuştur; insan nasıl ortaya çıkmıştır?
  • Eski Yunan dünyasında maddenin ortaya çıkmasında tanrıların bir etkisi yoktur. Ama yine de doğadaki olaylara müdahaleleri vardır.
  • Homeros’ta insanın nasıl yaratıldığına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.
  • Hesiodos’ta ise, eskiden var olan bir soydan, Altın Çağ’dan bahsedilir.
  • Bunu Kronos yaratmıştır, bu soy, cennette yaşamış bir soydur. Bir tek ipucu budur. Kronos, bir malzemeden insanı şekillendirdi, denmektedir.
  • Eski Yunan dünyasında, daha sonraki kaynaklarda, insanın yaratılışının iki türlü öyküsü vardır.
  • Bir tanesi, onların kendiliğinden meydana gelmiş olduğunu ileri sürer. Ağaçlarda, topraklarda yetişiyor verimli, nemli, balçıklı bir topraktan insanın çıktığını söylüyorlardır.
  • İkincisi, Dionysos, denen bir tanrı ile alakalıdır. Bu tanrı, neşenin, sevincin, çılgınlığın ve şarabın tanrısıdır. Bu tanrıyı, titanlar, yani doğadaki acımasız ve kaba güçler, bir gün yutar. Zeus da bunun üzerine hepsini yakar. Onların yanmasıyla, bir kül yığını ortaya çıkıyor. O külü daha sonra su ile karıştırırak insanı yaratır.
  • Başlangıçta, Homeros, Hesiodos’ta ceza ve ödül bu dünyada verilmektedir. Bu dünyada öç alma vardır. Burada temel bir nokta çıkar; ölümden sonraki hayat fikri, Homeros ve Hesiodos’ta çok silik başlayan bu anlayış, Eski Yunan felsefesinde, insan ruhunun yaptıklarından sorumlu olduğu fikri olarak ortaya çıkar ve bu fikir, Mısır’dan gelmiştir.
  • Bu fikirler, insanın dünyadaki hayatına dikkat etmesi gerektiğini belirtir.
  • Bunun sonucunda Eski Yunan dünyasında arınma, ahlakta, temiz olma anlayışı ortaya çıkacak ve böylece, bu dünya ve öbür dünya gibi çifte bir ruh anlayışı gelişecektir. Bunlardan birisi, ruh göçüyle alakalıdır.
  • Ruh göçü, Hint’ten gelen bir anlayıştır. Ruh göçünde insanın bu dünyada yaşadığı hayatın tam anlamıyla simetrik bir halinin diğer hayatında başına geleceğine dair bir inanç vardır. Yani hayatını köpek gibi yaşayan biri, sonraki hayatında dünyaya bir köpek olarak gelecektir. Ölümden sonraki ceza ve ödül fikri, bu anlayışların bir diğeridir.
    Eski Yunan dünyasında mitolojilerden anlaşıldığı kadarıyla insanların başlangıçta diğer canlı varlıklar gibi olduğu, zamanla bu kötü konumdan evrimleşip kültür varlığına dönüştüğü düşünülüyordu. Diğer bir grup ise insanın zamanla ilk başta bulunduğu üstün durumdan giderek aşağılaştığını düşünüyordu. Felsefe bu anlayışla beraber başlamıştır.

Yunan mitolojisinde, insanın bünyesinde Titanik, kötü güçler olduğuna dair bir yan vardır.

Bu kötü yan, tüm kültürlerde bedeni aşağılama biçiminde kendisini gösterir. Fakat insanın içinde tanrı Dionysos, yani ilahi, ölümsüz bir yönü de vardır.

O halde, insan bir yönüyle maddi, bir yönüyle tanrısaldır. Bu düşünce Yunan insanına, tanrısal adaleti insan olaylarının alemine taşımakta yardımcı olmuştur.

Felsefe de bu kötü güçler kısaca yorumlanacak olursa, kişinin birey olarak kendini geliştirmesi ile altbilinci aynı şekilde taşıması, sürdürmesi şeklinde yorumlanabilir. Tabii açınları daha geniş kapsamları içerir.

 

Mitolojik düşünce ile felsefe ayrımı:

Mitolojik düşüncede, dünya görüşünün temel kabulleri söz konusu değildir.

  • Bu görüşler örtüşmüştür. Tanrıların, varlığı söz konusu yapılmaz.
  • Felsefe, içinden çıktığı dünyayı eleştiri konusu yapar, oradaki temel kabulleri  derinlemesine açar.

Eski Yunan mitoslarına, özellikle evrenin yaratılışı ve doğa anlayışı bakımından yaklaşıldığında, karşımıza çıkan tablo şöyledir:

  • Evreni meydana getiren temel bir malzeme vardır. Buradaki madde, cansız değil, canlı ve kutsal bir maddedir. Bu madde başlangıçta bir kargaşa ve karışıklık içinde (khaos) bulunan, belirsiz, sınırsız ve niteliksiz bir maddedir.

Bu madde belirli bir zaman içinde kosmosa, yani düzenli, belirli, sınırlı evren haline dönüşmüştür. Çünkü bu madde canlıdır. Kendiliğinden bir devinmeyle evren haline gelmiştir. Bu, Eski Yunan mitolojisinin yaratılış konusundaki temel kabulüdür.

  • Bu evrendeki her şey canlı ve bilinçlidir. Doğal olaylar arasındaki ilişkiyi nedensellik açısından değil, mitolojik olarak açıklamaktadır.
  • Doğadaki her varlığın nedeni doğal olmayan bir güçtür.
  • Yalnıza, doğadaki olayların bir düzeni, ilahi bir düzeni vardır. Bu düzeni aşan herkes, tanrı da dahil, cezalandırılır. Mitolojik düşünmenin özelliklerinden biri insanlar içinde bulunduğu, toplumsal ilişkileri doğaya yansıtmalarıdır.

Mitolojik düşünmede Khaos’tan Kosmos’a geçiş sürecinin nasıl olduğuna ilişkin herhangi bir belirgin bilgi verilmez. Bu sürecin nasıl gerçekleştiği bilinmez bir şey gibi bırakılır. Daha doğrusu, Yunan Mitolojisi, bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini hiç sormamıştır.

Eski Yunan felsefesinin önünde Eski Yunan mitolojik dünya görüşü vardır. Homeros’un dünyasında toplumsal hayat, hiyerarşik bir yapı gösterir. Toplumun yöneticileri soylu ailelerden gelir ve soyları tanrılara bağlıdır.

  • Bu dünyadaki en büyük sophos, yiğitlik, savaşçılık ve cesarettir.
  • Öte yandan, Homeros’un dünyası karamsar bir dünyadır. İnsanlar, sürekli tanrıların keyfi davranışlarından şikayet ederler. Çünkü insanın kaderini tanrılar belirler. Homeros, burada beylerin adaletsizliğini gösterir. Öbür dünyada olduğu düşünülen bir cennet tasavvurları yoktur. Yalnızca birkaç tane insan ezeli ve ebedi hayatı tadabilir. En büyük ceza, yer altı dünyasına girmektir. Onun için, güneşin ışıklarından mahrum olmamak da bir erdemdir. Ama ölümden korkmazlar. Ölümü kabullenmişlerdir fakat yalnızca oraya mümkün olduğunca geç gitmek istemektedirler.

Homeros’un destanlarında belli bir bilgi anlayışının varlığından söz edilebilir. Bu destanlarda iki temel bilgi türü vardır.

  • İlahi ve tanrısal bilgi ve insan bilgisi.

İlahi ve tanrısal bilgi, her şeyin, olan bitenin, olmuşun ve olacağın bilgisidir. İnsan bilgisi ise sınırlı bir bilgidir. Asla hakikatin kendisini bilemez. Bu Aristoteles’e kadar böyle sürüp gidecektir. Ancak insan bilgisi ikiye ayrılır.

  • Kulaktan duymanın sağladığı bilgi ve doğrudan şahit olmak.
  • Yani emprik olarak görmenin, deneyim sonucu elde edilen bilgidir.

Bu nedenle Eski Yunan dünyasında, bu temel bilgidir.

Doğrudan doğruya görmediklerinin, algılamadıklarının bilgisine itibar etmemektedirler. Kulaktan duyma bilgi, araştırılmadan, başkalarından duyulan bilgidir. Eski Yunanlar, bu bilgiye pek itibar etmezler.

  • Ancak bir de bunun dışında başka türlü bir bilgi vardır. Dinsel ya da tanrısal kaynaklı bilgi ( bir tür vahiy bilgisi).

Nitekim Homeros doğru ya da yanlış ne söylüyorsam, bunları Musalardan öğrendim, demektedir. Bütün şairler, vahiy bilgisinden pay aldıklarını söylemişlerdir.

  • Evrende olup biten her şey bir doğa içinde gerçekleşmektedir.
  • Homeros’un destanlarında söz konusu edilen doğa anlayışında her şeyin temeli, başlangıcı Okyanus’tur. Uçsuz bucaksız sudur.

Bu, okyanus ve onun üzerinde duran bir kubbeyle birlikte düşünülen bir evrendir. Homeros’un evren anlayışı üç katlıdır.

  • Yeraltı,
  • Yeryüzü
  • Gökyüzü

Bu basit gibi görünen ama kendi bağlamı içinde oldukça  önemli olan unsurlar ya da açıklamalar, ele alındığında Yunan insanına bir süre için, bütünlüklü bir evren resmi sunmuşlardır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...