Thales, Eski Çağ Ege Medeniyeti’nde doğanın, “doğa dışı” unsurlardan ziyade kendisinden hareketle açıklanması anlayışının filizlenmesine temel teşkil edecek dönüşümün habercilerindendir.
Felsefe, bildiğimiz anlamıyla ilk defa Eski Yunan düşüncesinde Thales ile başladığı ve Pythagoras tarafından terminolojiye geçirildiği kabul edilen bir etkinliğin adıdır.
- Felsefe sorularındaki “nedir” …
- Felsefe sorusunu var eden temel etkendir.
Varlığın aslının ve esasının, varolanların kaynağının ne olduğu sorusuna verilen yanıtlar, bütün düşünce tarihi dikkate alındığında son derece çeşitlilik gösterir.
- Verilen yanıtlardan biri, dünyanın kendi değişimini temin edebilecek bir canlılığa sahip olduğudur.
- Onlara göre, dünyanın ana unsurunu oluşturan şey hem maddi hem canlı hem de ruhludur.
Hylozoizm
Maddeye aynı zamanda bir tür canlılık ya da ruhluluk atfeden bu düşünceye hylozoizm adı verilir.
- Hylozoizm, madde anlamına gelen “hyle” kavramıyla canlı anlamına gelen “zoe” sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuştur.
Ve maddeyi aynı zamanda canlı ve ruhlu kabul eden bir düşünce akımıdır.
Thales, Antik Çağ: Milet Okulu, Arkhe problemi
Eskiçağ Ege Medeniyetinde bu sorunun felsefe bakımından ilk ele alınışının örneğini Milet Okulunun mensubu ve bu okulun kurucusu kabul edilen Thales’te görmekteyiz.
- Miletli Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, varolanların kaynağını araştırmış ilk filozoflar olarak iki yanlı bir düşünme gerçekleştirmişlerdir.
- Bu düşünmelerin birinci yanı, evrenin kaynağının araştırılmasıyla ilgiliyken
- ikinci yanı ise, evrenin kendi hareketiyle değişimini nasıl gerçekleştirdiği ve tek merkezden bütün çeşitliğin nasıl ortaya çıktığı ile ilgilidir.
Konu ana hatlarıyla değerlendirildiğinde “arkhe problemi” olarak ele alınmıştır.
- “Arkhe başlangıç, hareket noktası, ilke, nihai ana madde, tanıtlanamayacak nihai ilkedir.
- Her şeyin kendisinden meydana geldiği ana madde arayışı Yunan felsefesindeki en kadim arayıştır.
- Bununla bağıntılı olarak ikincil şeylerin birincil olandan ya da olanlardan hangi süreçle çıktıkları sorusu bu arayışa eşlik eder.”
Antik Çağ: Sophos ile Arete Nedir?
Arete ile benzer kullanıma sahip, “sophos” kelimesine M.Ö. 800- 700 arasında etkinlik gösteren Homeros’un eserlerinde rastlanır.
- Homeros’ta sophos kelimesi, bir insanın yetişmesinden dolayı kazandığı teknik beceri, kabiliyet anlamına gelir ve pratik bir değer taşır.
Bir kişi mesleğinde, çalışarak tecrübe kazanır. Mesleğinde ustalaşması açısından ise gelişmesi gerekir.
- Eski Yunan dünyasında, ustalık ya da kabiliyet, arete (erdem) kelimesiyle ifade edilir.
- Sophos, yiğitlik, savaşçılık, kahramanlık, teknik beceri, sözünü bilerek konuşmak, oturmasını ve kalkmasını bilmek anlamlarına gelir.
Homeros’un destanlarında sophos’un ve yiğitliğin, savaşçıların iki özelliği olduğu görülür.
İki türlü Sophos vardır:
- Savaşmaktaki yiğitlik ve konuşmadaki ustalık.
Sophos kelimesinin içindeki “sözünü bilmek”, tabiri, haddini bilmek anlamındadır. Eski Yunan dünyasında bu, hep temel bir düşünce olarak kalmıştır.
- Sophos’un ikinci anlamı ise ahlaki ustalık, yaşama ustalığıdır. Yani oturup kalkmasını, insanlara nasıl davranılması gerektiğini bilmektir. Bunun gerçekleşebilmesi için nefsi terbiye etmek gerekir. Biz, canlı varlıklar olarak maddi bir zemine dayanmak zorundayız. Bilgeliğin ahlaki yönünde bedenin denetimi ve dengelenmesi önemlidir.
Thales:
Thales’in hayatı, kişiliği ve felsefe görüşleri hakkındaki bilgilerimiz doğrudan değil, dolaylı kaynaklardaki aktarımlara dayanır.
- Thales’in hayatı ve felsefesi hakkında birçok rivayet vardır.
- Fenikeli Thales’in M.Ö. 625 ile M.Ö. 548-545 yılları arasında Miletos tiranı Thrasybulos zamanında yaşadığı ve yaşadığı şehrin iyi bir ailesine mensup olduğu belirtilir.
Platon’un Theaitetos adlı diyalogundaki anlatıma bakarsak yıldızları incelerken önünü göremeyerek bir kuyuya düşmesi ve bu yüzden bir hizmetçiye alay konusu olmasıyla Thales, varolanların gerçek özünü araştırırken yaşam çevresinden kopan filozof örneğinin bir temsilcisi olarak karşımıza çıkar.
- Aristoteles’in bir anlatımına göre, Thales, gök olaylarını takip ederek bundan zeytincilik alanında ticari karlar elde edebilen bir kişilik olarak betimlenmektedir.
Herodotos’un aktardıklarına göre Thales, denizcilik, astronomi ile ilgilenen, gök olaylarını yakından takip eden ve güneş tutulmasını önceden hesaplayabilen iyi bir gök bilimcidir.
- Savaş zamanında bir nehrin aşılması konusunda nehrin kanallarla ikiye bölünerek su seviyesinin düşürülmesini önermek gibi pratik çözümler üretebilen bir mühendis, denizdeki gemilerin arasındaki mesafeyi ölçmek için matematiksel yöntem geliştiren bir matematikçi, aynı zamanda da İyonyalılara siyasi sorunlarını çözmeleri konusunda ortak meclis kurmalarını öneren bir siyaset adamı kimliğinin yanı sıra, Platon’un deyişiyle, sanatlarda usta biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eskiçağ Ege dünyasında geometrinin kurucusu olduğu, Mısır’dan geometri ve matematikle ilgili bilgileri alarak işlediği ve bunlara yeni katkılarda bulunduğu, piramitlerin yüksekliklerini onların gölge boylarından hareketle ölçme yolunu bulduğu da bildirilmektedir.
- Tüm bunların yanı sıra Thales, Yedi Bilge arasında anılır ve kendini tanı sözünün ona ait olduğu belirtilir.
Thales’in doğa hakkındaki görüşlerinin inceleyerek bize aktaran Aristoteles’tir.
Aristoteles: Thales
Aristoteles’in Thales hakkındaki düşüncelerini iki yönden ele alabiliriz. Bunlardan birincisi,
- Thales’in düşüncelerinin tarihsel ve mitolojik kökenleriyle ilgili kısmı
- ikincisi, Aristoteles’in Thales’e ait olduğunu söylediği ve eleştirel olarak ele aldığı düşüncelerdir.
Aristoteles’in, Thales’e ilişkin aktardığı düşünceler üç ana başlık altında toplanabilir:
a)Yeryüzü su üzerinde durur:
b) Şeylerin doğası su’dur. Diğer her şey su’dan meydana gelir.
c)her şey canlıdır ve tanrılarla doludur.
Aristoteles’in aktardığı kadarıyla Thales’in düşünceleri sırasıyla, mitolojik kökenleri bakımından ele alınacak ve ardından da Aristoteles’in bu düşünceleri nasıl ele aldığına yer verilecektir.
- Bu yöntem her ne kadar Thales’in düşüncelerinin ele alınmasının bütünlüğünü belli ölçüde bozacak olsa da konunun sistematik biçimde açıklanması için gerekli görünür.
Aristoteles: Mitolojik Kökenleri Kapsamında Thales
a)Yeryüzü su üzerinde durur:
Aristoteles’e göre Thales, yeryüzünün su üzerinde durduğunu söyler. Bu anlayışın kökeninde dönemin coğrafya bilgisinin etkisi olduğu düşünülebilir.
Nitekim günümüzde “Cebelitarık” olarak adlandırılan ve Akdeniz’in Atlas Okyanusu’na açıldığı yer olan boğaz, Eski Yunan söylencesinde “bilinen dünyanın sonu” olarak kabul edilmiştir.
Bu coğrafya bilgilerine dayanan kökenin yanı sıra çok önemli mitolojik temeller de vardır. Eski Yunan söylencesine bakıldığında irili ufaklı, her türlü akarsu tanrısal özelliktedir.
- Çünkü bunlar, Okeanos ve Tethys’in çocukları olarak kabul edilirler.
Yeryüzü üzerinde bulunan bu akarsuların yanı sıra Okeanos adı verilen, tanrısal su ile çevrilidir. Bu anlayışa göre Okeanos, kara parçası anlamındaki dünyanın sınırıdır.
- İlyada, Xıv 200 ve sürekli akış halinde olan bu suyun sınırlarına ulaşmak, derin burgaç ve akıntılardan dolayı imkansız olarak kabul edilirdi.
- Aynı zamanda bütün nehirlerin ve ırmakların da babası kabul edilen Okeanos’un tarihsel benzeri Mezopotamya mitolojisinde de göze çarpar.
Thales’e göre yeryüzü, bir tahta parçası ya da ona benzer bir şey gibi suyun üzerinde yüzer. Aristoteles, Thales’in bu görüşünü iki yönden eleştirir.
- İlkin havanın sudan daha hafif olduğunu, suyun da topraktan daha hafif olduğu belirtir. Dolasıyla daha hafif olanın daha ağır olandan aşağıda bulunmasının doğaca imkansız olacağını belirtir.
- İkinci olarak da doğal gözlem verilerinden hareketle, su üzerine konulan ve sudan daha ağır parçaların suya batmasından dolayı, yeryüzünün de suya batması gerekeceğini ileri sürerek Thales’in bu görüşünü eleştirir.
B) Şeylerin doğası sudur:
Thales’e göre şeylerin doğası su’dur.
- Şeylerin doğası sudur derken, suyun her şeyin ana unsuru, ana maddesi, her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk neden olduğu kast edilmektedir.
- Su, kendisi değişmeyen fakat diğer bütün varolanların kendisinden doğup yine kendisine döndüğü ana maddedir.
Aristoteles, Thales’in bu görüşünü iki bakımdan ele alır.
- Aristoteles’e göre, bu görüş bir yandan deneyime, öte yandan da mitolojiye dayanır. Suyun her şeyin kökeninde bulunmasının deneyime dayanan yanı, her şeyin nemlilikten beslenmesi, hayatın su ve nemlilikten kaynaklanmasıdır.
- Suyun köken olarak kabul edilmesinin mitolojik temelleri ise yukarıda yeryüzünün su üzerinde bulunması anlayışının da kendisine dayandırıldığı OKeanos’la ilgili söylencede bulunur.
- Bu anlayışa göre Okeanos, dünyanın başlangıcında bulunur. OKeanos’un kızları ise insanların hayat güçlerinin tazelenmesini sağlarlar.
- Birbirleriyle ilişkili bu iki söylencenin yanı sıra, eskiler ve kahramanların Okeanos’un bir kolu Styx, üzerine yemin ediyor olmaları da suyun kutsal kabul edildiğinin göstergelerinden biri olarak belirtilir.
Thales’in her şeyin kökeninde su olduğunu kabul eden anlayışının felsefi açıdan tartışılması ise dünyadaki nesnelerde meydana gelen değişimler de göz önünde bulundurularak ağırlıklı olarak Aristoteles’in Oluş ve Bozuluş Üzerine adlı kitabında gerçekleşir.
- Bu kitaptaki anlatımlara göre filozoflar Aristoteles tarafından, evrendeki çokluğu açıklamak için, ilke olarak kabul ettikleri ögeler hakkındaki görüşleri bakımından sınıflandırılırlar.
Aristoteles, evrenin tek öğeden oluştuğunu savunan filozoflarla evrenin birden çok öğeden oluştuğunu savunan filozoflar arasında ayrım yapar.
- Bunlardan birincileri duyulur, cisimlerin dayanağının tek olduğunu ileri sürerlerken
- ikincileri için ise, bu öğelerin sayısı birden çoktur. Thales’in de içinde bulunduğu ilk gruptaki filozoflara göre her şey maddi yapıdaki bir unsurdan doğar.
Diğer bütün şeyler, söz konusu unsurdan nicel değişme yoluyla seyrelme ve yoğunlaşmayla meydana gelir. Temel sorun, bütün evrendeki çokluğun tek bir öğeden nasıl oluşabileceğidir.
- Aristoteles’e göre,
- söz konusu her iki anlayışın temsilcileri de dünyadaki değişmeleri ancak kısmi açıklayabilmektedirler.
- evrenin tek tözden meydana geldiğini açıklayabilmek için bu filozoflar, oluş ile başkalaşmanın aynı olduğunu kabul etmek zorundadırlar. Çünkü geri kalan evrenin her bir öğesi, bu öğenin dönüşümünden oluşmak durumundadır.
- Bu yüzden Aristoteles’e göre tek töz kabul eden filozoflar bundan rahatsızlık duyarlar. Çünkü bu durumda özne tek ve özdeş kalmaktadır. Oysa Aristoteles, tek nesneden hem başkalaşmanın hem de büyüme ve küçülmenin meydana geldiğini belirtir. Öte yandan evrenin temelinde çok öğenin bulunduğunu savunan filozoflar için oluş ile başkalaşma farklı anlama gelir. Bu ikinciler için oluş, öğeler çokluğunun çeşitli şekillerde bir araya gelip ayrışmasıdır.
c) Her şey ruhlarla doludur:
Thales ile alakalı aktarılan ve felsefe bakımından tartışılan üçüncü görüş, “her şeyin ruhlarla dolu ve canlı olduğu” anlayışıdır. Konumuz bakımından ele alındığında
- Thales, ruhun devinim olduğunu söyleyen filozoflar arasında anılır.
Thales’in ruhun devindirici güç olduğunu iddia eden düşünürler grubuna dahil olmasının temel gerekçelerinden biri, Thales’in mıknatısın çekim gücü bulunduğunu fark etmiş olmasıdır. Bu gücün, Thales’i ruhun devindirici güç olduğunu düşünmeye sevk ettiği belirtilir.
- Bu devinim sağlayıcı unsurlar aynı zamanda havada da bulunur. Bu filozoflar için havanın canlılık sağlayıcı olarak kabul edilmesinin nedeni de budur.
Aristoteles, bu anlayışın kaynağının Orpheusçu şiirlerde bulunabileceğini belirtir. Bu şiirlere göre ruh, soluk ya da benzeri bir yolla dış evrenden canlının bünyesine giren bir unsurdur.
- Bu başka bir ifade ile canlı maddeciliktir.
- Aristoteles’in dolaylı yolla da olsa Thales’e atfettiği canlı madde anlayışı, Aristoteles’in eleştirilerinin de odak noktası olan sorunun çözümüne yöneliktir.
Kendiliğinden hareketin imkanını temele alan ve her şeyde ruhların bulunduğunu ileri süren bu görüş, Aristoteles tarafından onun “maddi neden” öğretisi çerçevesinde eleştirilmektedir.
Aristoteles: Maddi Neden ve Thales
Aristoteles’e göre yalnızca maddi nedenin kabul edilmesi, bize oluş ve bozuluş anlamındaki hareketi vermekten uzak kaldığı belirtilir.
Çünkü bunun tersi düşünülecek olursa dayanak olarak kabul edilenin kendisinin aynı zamanda kendi değişmesinin nedeni olması gerekecektir.
- “Örneğin tahtanın ya da tuncun değişmesinin nedeni, ne tahta ne de tunçtur. Yatağı yapan tahta, heykeli yapan tunç değildir.” Şeklinde ifade eder.
Yine de Aristoteles’in bu düşünceden ne ölçüde etkilenmiş olduğunun göstergesi olan ifadeleri dikkat çeker,
“Hayvanlar ile bitkiler, toprakta ya da su da meydana gelirler. Çünkü toprakta su, su’daysa “solu” (pneuma) vardır.
- Her “soluk” da “ruh sıcaklığı” (thermoteta psük-hiken) bulunur. Böylece her şeyin “ruhla dolu bulunduğu anlaşılır.”
Bu “canlı madde” anlayışı, Thales’e atfedilen, zorunluluğun en büyük güç olduğu, çünkü her şeyi kontrol ettiğine ilişkin düşünceyle beraber ele alındığında varlıkta meydana gelen değişim ve dönüşümlerin Hesiodos’un tanrılar anlayışı uyarınca dışarıdan ve belli ölçütlerde keyfi olan dinamiklerinin yerine içsel ve “keyfiyeti” dışlayan bir anlayış getirilmiş olduğunu düşündürmektedir,
- Aristoteles tarafından Thales’in su’yu her şeyin ilk ilkesi seçmesinin nedeni Okeanos ya da eski dönemlerde üzerine yemin edilen styx gibi örnekler gösterilse de artık Okeanos bir baba olarak Tethys bir ana olarak ve pınarlar ile dereler de dünyayı saran akarsular olarak insan biçimci tanrısal özellikleriyle Thales’in doğa olaylarıyla ilgili açıklamalarında yer almamaktadırlar.
- Dönüşüm, Aristoteles’in yorumlaması ile de anlaşılmaktadır.
- Thales’in Hesiodos’un Theogonia’sında sunulduğu şekilde, tanrılara dayalı bir açıklama yaptığını değil, geriye dönük etkilenmiş olabileceği kaynaklar olarak söz konusu tanrıları ve onların özelliklerini anar.
- Thales artık, Aristoteles’in deyişiyle, “eskilerin” insan biçimci tanrılar anlayışına dayalı doğa açıklama modelini kullanmamaktadır.
Aritoteles ile Thales’in Yordam Farkı:
Bazı kaynaklarda, Aristoteles’in Thales’in üzerine yaptığı mitoloji yorumlaması ile Thales’in düşüncelerinde de birtakım farklılıklar olduğu görülmektedir.
- Örneğin Hesiodos’un Theogonia adlı eserinde toplumda ve doğada meydana gelen olayların nedeni olarak tanrılar ve tanrıçalar gösterilir. Üstelik bu olayların gerçekleşmesinde bir keyfiyet de söz konusu olabilmektedir.
- Toplumsal bir durum olarak çeşitli konularda insanların düşüncelerini ortaya koydukları tartışma ortamlarında kimin galip geleceği, tanrıça Hekate’nin isteğine bağlıdır.
- Sosyal olaylarda görülen bu yaklaşım doğa olaylarının açıklanmasında da sürmektedir. Etna yanardağının lav püskürtmesi de tanrıların yaptığı birtakım eylemlerle ilişkilendirilmektedir.
- Benzer şekilde depremlerin oluş nedeni de tanrılara bağlanmakta, büyük dalgaları ve şiddetli rüzgarları da bazı tanrıların dindirdiği belirtilir.
Oysa Thales benzer konuların açıklanmasında farklı bir yol tutmuş görünmektedir. Thales’e göre depremin nedeni yeryüzünün üzerinde durduğu suyun hareketidir. Yine Thales’e atfedilen düşüncelerin birinde Nil nehrindeki buğulaşma ile rüzgar oluşumu arasında bir bağ olduğu belirtilir.
- Thales’te somutlaşan ve doğada olup bitenleri açıklamada kullandığı bu modelin ana özelliği, her açıklanan doğa olayının açıklanma ilkesinin yine doğada yer alan varlıkları temele almasıdır.
- Bu modele göre yapılan açıklamalar, her ne kadar günümüzün bilimsel doğa açıklamalarıyla tam bir uygunluk göstermeseler de doğa olaylarının açıklanmasında görülen bakış açısı değişikliğinin örneklenmesi olarak değerlendirilebilir.
- Aynı zamanda şu an ki bilimsel çalışmaların, ilkeleri de yenilenmesi ve dönüşmesi gerekliliği söz konusu olduğu gibi ve de her birinin temelinin ince çizgilerle birbiriyle bağlantılı olduğu ancak yorumlama farkı gerçeğini düşünce açınları bize verir.

