Bilinc.tin.us Felsefe İlkçağ Felsefesi- Antik Yunan Felsefesi

Parmenides ve Anaksagoras, Demokritos

Elea Felsefesi: Parmenides

Parmenides, Elea adı verilen bölgede etkinlik göstermiş olması nedeniyle felsefesine Elea felsefesi adı verilmiştir.

  • Elea felsefesi belli bir çerçeve içinde İtalya’daki Pitagoras okulunun fikir olarak devamıdır. O dönemde felsefe yapabilmek için belli bir güce sahip olmak gerekirdi.

Parmenides aristokrat aileden gelen biri olarak bu güce sahiptir. Felsefenin kendisinden sonraki yönelimlerini büsbütün değiştirecek son derece önemli anlayış ortaya koyarak yeni düşünüş tarzlarının ortaya çıkmasına sebebiyet verecek yeni bir yol açmıştır.

Ondan önceki filozoflar var olan sorun üzerinde uğramışlardır.

  • Varolan mevcut olan bir şeydir.
  • Elealılar da bu noktayı yakalamışlardır. Ama Parmenides’ten öncekilerin düşüncelerinde bazı açık noktalar bulunmaktadır.

Parmenides’ten önceki filozofların üzerinde ittifak ettikleri bazı temel görüşler bulunur.

1.Yokluktan var olan meydana gelmeyeceği, hiçlikten varlık ortaya çıkmayacağı, varolan bir şeyin de asla yok olmayacağı yönündeki görüştür.

Elea felsefesi de bu temel görüşte bir değişiklik yapmamıştır. Yani onlara göre de madde ezeli ve ebedi idi.

2.Diğer önemli görüşleri ise, her şeyin kökeninin tek bir maddeden gelmiş olduğu yolundaki savdır. Bu görüşe göre evrendeki görünür çokluğun tamamı bu tek kökenden meydana gelir. Yani birden çok meydana gelmektedir.

3.birden çoka geçişte ( ki evren dediğimiz yapı bu çokluğun meydana getirdiği bir bütündür. Bir değişim olduğu görüşüdür. Bu görüşe göre evrendeki her varlık, toprak, su, hava ve ateş denen temel unsurların herhangi birinden ya da hepsinden bir şekilde meydana gelmiştir.

Elea Felsefesi: Değişim ve Antik Yunan Felsefesi:

Değişim, ortaya bir çeşitlilik, yeni bir şey çıkarmaktadır. Bu Antik Yunan düşüncesindeki büyük değişme tablosudur. Bu tabloda değişme daha önce var olmayan bir şeyin sonradan ortaya çıkması anlamına gelir. Elbette değişim, bunun tersine bir süreci de kapsar ve böylece var olan bir şeyin sonradan ortadan kalkması da yine bu değişimin sonuçlarından biri olabilir.

  • Elea felsefesi, bu değişim esaslı evren tablosundaki bazı çelişkilerden doğmuştur. Elealı Parmenides burada uygulamalı felsefe dediğimiz etkinliğe bir geçiş yapmıştır.

Parmenides’in temel iddiası, kendisinden önceki düşünürlerin ileri sürdükleri bu üç savın ya da öncülün aynı anda doğru sayılması durumunda ortaya tutarsız bir sonucun çıkacağı yönündedir.

Ona göre, eğer her şey ezeli ve ebedi ise hiçbir şey vardan yok olmaz yoktan var olmaz ise değişme denen şey de herhangi her şeyin kaybolup yeni bir şey olması ise o halde değişme yoktur. Çünkü buradaki ara öncül ile sonuç tutarsızdır.

Parmenides’in burada mantıksal bir düşünme ortaya koyduğunu görülür.

Deneyden yola çıkmak yerine mantıksal hareket etmekte ve argümanlı bir düşünce ortaya koymaktadır. Kendisinden önceki düşünürlerin görüşlerini onların kendi temel kabullerine göre çürütmektedir. Buradan hareketle ikinci konuya geçmektedir.

Her şey, “bir” ise bu bir nasıl çoğalacaktır? Parmenides’e göre birden çok çıkması imkansızdır.

 Bu noktada Parmenides’in temel savlarını bir liste halinde ortaya koymakta yarar vardır:

  1. Her şey ezeli ve ebedidir. Yoktan varlık, varlıktan yokluk meydana gelmez,
  2. Her şey birdir ve sadece bir vardır. Bundan hareketle:
  3. Değişme yoktur. Buradaki “bir” bir küredir. Toprak, hava, su, ateş gibi bir şey değildir.

Parmenides’in yöneldiği başlıca sorun değişim ya da oluş sorunudur ve Parmenides kendisinden önceki filozofların kendi ileri sürdükleri argümanlara dayanarak değişimin imkansız olduğunu göstermeye çalışmıştır. Değişme Antik Yunanca’da kinesis sözcüğüyle ifade edilmektedir. Kinesis sözcüğü ise şu anlamlara gelir.

  1. Mekandaki yer değiştirme (hareket) yani bir yerden bir yere gitmek.)
  2. Niceliksel değişme yani herhangi bir şeyin çoğalıp azalması.
  3. Niteliksel değişme, yani bir şeyin özelliklerinin değişmesi.
  4. Herhangi bir şeyin özünün değişmesi, bir şeyden başka bir şeye dönüşmesi.

Parmenides’e göre aslında her türden değişim ya da hareket görünüşün aldatıcılığından gelmektedir. Yani evrene baktığımızda, duyularımıza sürekli değişip durduğu yolunda bir görüntü- yansıma sunabilir fakat bu görüntü aldatıcıdır.

Parmenides’in bu konuda iki temel savı bulunur.

  1. Görünüş (değişme) aldanıştır. Görünüş zihnimizin yarattığı bir dünyadır.
  2. Gerçek ise değişmez. Gerçeği akılla kavrarız. Aklı olan insan gerçeğin değişmediğini herhangi bir çokluk içermediğini bir olduğunu kavrar. Duyular (aisthesis) ise aldanıştır. Var olmayan şeyleri varmış gibi gösterirler.

Parmenides bu görüşleriyle felsefe tarihine bazı yeni sorun alanları kazandırmıştır. Bunlardan ilki birlik- çokluk problemidir. Birlikten ya da tek bir kökenden nasıl olmaktadır da evrendeki bütün bu çokluk, bu farklı şeyler ortaya çıkabilmektedir?

Bir nesne nasıl olmaktadır da birçok yerde bulunabilmektedir? Bu aşamaya kadar nesne ile nitelik arasında bir ayrım yapılmakta ve nesnesi olmayan bir varlık düşünülememektedir.

Elealılardan sonra ise, değişmenin tanımı değişmiş ve nesne ile nitelik arasında bir ayrım yapılmaya başlanmıştır. Bu ayrıma göre nesne niteliklerin taşıyıcısıdır.

Bu anlamda bir nesne sadece bir yerde bulunur. Belli bir kütlesi ağırlığı vardır. Bunun üzerinde ise nitelikler vardır ve nitelik nesneden bağımsız bir halde bulunmaz.

  • Görünüş ile gerçekliği birbirinden ayıran, görünüşün tamamen duyusal ve aldatıcı olduğunu, değişim fikrinin de böyle duyusal bir aldanıştan kaynaklandığını düşünen Parmenides, gerçekliği düşünce ile adeta özdeşleştirerek bir adım daha ileri atmıştır.
  • Çokluğun da tıpkı değişim gibi tamamen duyuların bir aldatması olduğunu düşündüğü için çokluğu tümden reddetmek yoluna gitmiş her şeyin bir olduğunu söyleyen bir varlık anlayışı ileri sürmüştür.

Parmenides’ten sonra felsefe, birlik-çokluk ilişkisine odaklanmış ve bu ilişki sorununu belli bir çözüme kavuşturmaya çalışmıştır. Bundan sonraki felsefelerde birin (gerçek) değişmez olduğu kabul edilecek fakat çokluğun değiştiği söylenecektir. Çokluk görünüştür ve görünüş değişir. Bir olan ise gerçek olanla özdeştir.

  • Gerçek değişmez ve hakiki olandır, akılla kavranır.
  • Görünüş ise algıyla kavranır.

Elealılardan sonraki felsefenin en temel problemlerinden biri de gerçeklik ile görünüşü ayırmak ve doğa bilimlerine giden yolu açmak olacaktır.

Parmenides’in bir diğer önemli koyutu da düşünce ile gerçekliğin özdeşleştirilmesidir.

  • Ona göre düşündüğümüz her şey vardır ve var olmayan bir şey ne düşünülebilir ne de konuşulabilir. Ona göre felsefenin birinci temeli budur.
  • Düşünmek bir hüküm vermektir. (logostur.) buradaki düşünme psişik anlamda değil. Logos, konuşma, düşünme ve cümle anlamlarına gelir. Bu da yargıdır. Konuşmak hüküm vermektir. Hüküm vermek ise yüklemdir. Bu yüzden yüklemi ve bu yükleme konu olan bir nesnesi olmayan herhangi bir düşünme ve cümle olamaz. bu tabloda yanlış hüküm vermek var olmayan bir şeye hüküm vermektir. Var olmayan bir şey hakkında konuşulamayacağına göre yanlış konuşmak mümkün değildir.

Burada var olmak ile düşünmek arasında güçlü bir bağ kurulduğu görülür.

Parmenides: Nesne Nedir?

Parmenides’in sorduğu en önemli sorulardan biri de “nesne, obje nedir?” sorusudur. Ona göre, felsefenin asıl konusu budur, “nesne nedir?” ile “var olan nedir?” soruları aslında aynı kapıya çıkarlar. burada kullanılan nesne ifadesi sadece fiziksel olan bir şeye işaret etmez.    

  • Nesne elle tutulur, gözle görülür demek değildir. Bu tanım bir kısım nesnelerin tanımıdır, özellikleridir.
  • Elle tutulup gözle görülür demek demek değildir. bu bir kısım nesnelerin tanımıdır. Elle tutulup gözle görülür olma niteliklerdir.
  • Nitelikler, renk, koku, tat, sertlik, yumuşaklık, şekil, ses, kütledir.
  • Nitelikleri de kendi içinde ayırmak gerekir. Bazı nitelikler nesnenin temel özellikleridir, bazıları nesneye yapışıktır. Bir nesneyi renksiz düşünebiliriz, ama bir rengi nesnesi olmadan düşünemeyiz. Renk muhakkak herhangi bir şeydir.

Kırmızı bir nesne düşünebiliriz, ama kırmızılığın kendisini nesnesiz olarak bilemeyiz. Tek başına gerçek bir varlık olarak onu bilemek mümkün değildir.

  • Nesnenin niteliklerini birincil ve ikincil olanlar diye ikiye ayırmak mümkündür.

Birincil nitelikleri doğrudan doğruya nesnenin kendisine ait olan şeylerdir. Bir şey gözle görülüp elle dokunulabilir ise mutlaka belli bir mekanı doldurmalıdır. Onun doldurduğu nesneye başka bir nesne giremez. Ancak mekan içindeki boşluğa girer. Demek ki nesnenin en temel özelliği yer kaplamasıdır. Bu anlamdaki nesneye cisim ya da fizik nesne diyoruz.

  • İkincil renk, koku, tat vb. nitelikler ancak fizik nesnelerin ikinci nitelikleridir. Üçgenlerde böyle bir ikincil nitelikler yoktur. Nesne fizik nesneden daha geniştir.

Masa, ağaç, üçgen, kanatlı at, melek bunların her biri bir var olandır.

  • Her ne kadar bu var olanlar birbirlerinden ayrı şeylermiş gibi görünseler de hepsinde ortak olan belli özellik olduğu kesindir.
  • Nesnelerin en temel özellikleri var olmalarıdır. Söz konusu olan hangi nesne olursa olsun, o nesnenin her türlü özelliğini ondan alabilirsiniz ama mevcudiyetini alamazsınız.
  • Fiziksel bir nesneyi ele alarak onu taşıdığı tüm niteliklerden bağımsız biçimde düşünmeye çalışabilirim. Nesnenin bu durumunu mantıkça ve teknikçe düşünebilirim örneğin bir kitabı ele alalım,
  • bu kitabın önce tüm niteliklerini bir kenara bırakıp salt kendiliğini ele alabilirim. Böylece rengi, dokusu, vb. olmayan salt bir kütleye dönüşecektir.

Bu aşamadan sonra, kitabı bu kütleden bile soyutlamaya çalışabilirim. Bu durumda o kafamda sadece bir şekle dönüşecektir.

Zihinsel bakımdan aslında bu şekilde soyutlanabilir.

Bu aşamada artık kitap bir kavrama dönüşecektir.

Tüm fiziksel niteliklerini yitirerek salt akılsal bir içerik haline gelecektir.

Görüldüğü üzere her türlü nitelikten, kütleden, şekilden, soyutlandığı halde kitap kavramı salt düşünsel bir şey olarak bile olsa mevcudiyetini koruyabilir.

Demek ki kitap denen nesneden her türlü özelliği alınabilir ama varlığı yani mevcudiyeti daima kalacaktır.

O halde bir kez var olmuş bir nesnenin en önemli özelliği onun varlığıdır, var olmasıdır. bu noktada var olmayan bir şey asla düşünülemez ve Parmenides’e göre ne kadar ad varsa o kadar da nesne vardır.

Bu noktadan bakınca düşünebildiğim her şey bir b-var olandır. Varlık anlamında bunların hepsi aynıdır. felsefenin bu noktada nesnenin nitelikleriyle değil, doğrudan varlığıyla uğraştığı görülür. Nesnenin nitelikleri ile doğa bilimleri uğraşır. Parmenides’in burada felsefeyi doğa bilimlerinden ayırdığını söyleyebiliriz.

Parmenides: “Var olmak nedir”

Bu aşamadan sonra onun felsefesinin en temel sorusu var olmak nedir sorusu olmaktadır.

  • Var olanlar arasındaki fark nedir?

Platon’dan önceki düşünürlerin hiçbiri bir kalemin var olması ile bir sayının var olması arasındaki farkı ortaya koymamıştır, tüm varlıkları aynı düzlemde düşünmüşlerdir. Sorunun çözümsüzlüğünün temel sebebi nesneyi nitelikleriyle düşünmüş olmalarıdır.

Parmenides’e göre;

  1. Düşünebildiğim hayal edebildiğim her şey vardır.
  2. Düşünebildiklerimin hayal edebildiklerimin dışına çıkmam.
  3. Bunlar vardır, ama gerçek midir? Gerçek olsa bile fiziksel olarak gerçek midir?

Ona göre, felsefesini bu yolla çiziyordur. Onun nezdinde konu, var olan ve nesne aynı seydir.

Parmenides’e göre bir nesnenin en temel özelliği var olması olsa da o bu var olmanın hangi anlamda olduğunu söylememiştir.

  • Yani fizik nesne midir, hayal midir? Mitolojik, teorik, zihinsel ya da inanma nesnesi midir? Bunu ortaya koymamıştır.
  • Bunların ortak özelliği var olmaktır. Var olmasını sağlayan şey de düşünmedir. Yani düşünmek ile var olmak bu noktada özdeştir.

O felsefesini buradan hareketle inşa etmiştir. buna göre düşündüğüm her şey var olandır ve bu da gerçektir. Ama ne tür bir gerçek olduğu ortaya konmamıştır.

Yine de o bir nesneyi niteliksiz bir biçimde düşünebileceğimizi ortaya koyarak yıllar sonra matematik felsefesine ya da bilim felsefesine vardıracak olan yolu açmıştır.

Parmenides: Kavramlar Dünyası

Parmenides’in felsefeye olan en önemli katkılarından biri de kavramsal düşünmeye giden yolu açmış olmasıdır. Parmenides “var olmayan bir şey düşünülemez.” Diyerek gerçekliği ve düşünceyi özdeşleştirdiğinde kavramlar dünyasının kapılarını da aralamış oldu. Böylece biz nesnelerin nitelikleriyle algısıyla değil kavramıyla uğraşırız.

Nesnelerin nitelikleri ya da algısı kişiden kişiye göre değişen, duyusal temelde ortaya çıkan aldatıcı bir görünüşten ibaretken kavram aklın bir ürünü, bir soyutlamasıdır.

Parmenides: Görünüş ile hakikat ayrımı

bu noktada, iki tür dünya olduğunu söyler.

  1. şünebilir dünya, yani akla dayanan, akılla kavranan dünya. Bu dünya kuşkusuz gerçekliğin dünyasıdır. Varlık gerçektir. gerçek ise düşünülebilir olandır ve akılla (noesis) özdeştir.
  2. Gerçek olmayan, hakiki olmayan kendi başına bir mevcudiyeti bulunmayan alan yani görünüş alanı. Görünüş bizim duyulamamızın, algılamamızın yani zihnimizin yarattığı bir durumdur, bir vehimdir. Zihnin bir hayali ürünüdür. Burada dünyaya ya da doğaya yönelişin iki biçimi ortaya konuyor gibidir. Doğaya duyularıyla yönelen biri aldanacak, doğada bir çokluk ve değişim olduğu yanılgısına kapılacaktır. Oysa ona aklıyla yönelen biri değişim ve çokluğu yadıyacak ve gerçekliğin bilgisine ulaşabilecek varlığı bir bütün bir olarak kavrayacaktır.
  3. Oysa görünüşler tam anlamıyla sanal bir dünyadır ve bunların gerçeklik zemini yoktur. Gerçekten onların görüntüsü bana bağlıdır. Görünüşler insan dünyasının ürettiği bir dünyadır. Bu noktada felsefe tarihinde başından beri su altından giden görünüş ve gerçek ayrımı belirlemektedir.

Algıdan hareketle nesnelerin değiştiğini söyleyemezsiniz demektedir. Görünüş dünyasının sahte olmadığını ve görünüş dünyasında hareketin sahte olmadığını kanıtlamalıyız.

Parmenides, Bilgisel Boyut: Nesnelerin iki yönü:

Bu noktada konu aynı zamanda bilgisel boyut da kazanır. Bu esasa göre nesneleri iki bakımdan kendimize konu ediniriz.

  1. Bilgisel
  2. Varlıksal

Yönlerden,

Bilgisel yönden bir nesneyi konu etmek, onun ne olduğunu bilmektir. Nesnenin ne olduğunu bilmek ise onu bir kavramın altına düşürebilmektir. Nesneyi tanımla, kavramla çerçeve içine almaktayız.

Bilgisel olarak nesne tanımına ve kavramına sahip olduğumuz her şeydir. Bu yönergelerine sahip olduğumuz nesneye “şey deriz.

Şey herhangi bir şekilde mevcut, nesne ise artık tanımını bildiğimiz şeydir.

Varlıksal yönden nesneye yaklaştığımızda önce reel ya da gerçek nesne diye bir tanım açarız.

  • Gerçek nesne nedir?

Var olabilmek için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan nesnedir, yani kendi başına mevcut olan biz onu düşünsek de düşünmesek de var olmaya devam eden nesnedir.

Ne kendi başına varlıksa o gerçek nesnedir. Kendi başına var olan nesnelerin birinci grubuna yer kaplayan var olanları koyuyoruz. Yani hiçbir insan bulunmasa da bu nesnelerin mevcudiyeti devam edecektir. Bu anlamda bir grup filozof için fizik nesneler gerçektir. bunlara fizikalist, realist filozoflar deriz. Bazı filozoflar bunları kabul etmemekte kimi de kabul etmeden gerçek nesneye geometirik ya da kavramsal nesneleri koymaktadırlar.

Bu düşünürlere göre mesela üçgenler de onları düşünmeksek bile mevcutturlar. Çünkü onlar psikolojik olarak düşünmemizden bağımsızdırlar.

  • Bazı filozoflar soyut denilen birtakım matematiksel, geometrik nesnelerin gerçek olduğunu söylerler. Bunlar onları algılamamızdan bağımsızdır, derler. Bunlara ideal nesne diyelim. İdeal nesnenin en temel özelliği yer kaplamamalarıdır, mekanları vardır ama yerleri yoktur.

Mesela Kant matematik nesnelerin mekanı zamandır, der.

O halde daha derli toplu bir anlayış için kaç tür nesne olduğunu başlıklar halinde inceleyelim:

  1. Fizik nesneler: bunlar cisimselliklerinden dolayı kendi başlarına mevcutlar ama bunların ikinci nitelikleri algılayana bağlıdır.
  2. İdeal nesneler: bunlar fizik bir mekanı kaplamazlar ama en az onlar kadar bir mevcudiyetleri vardır. Fizik nesnelerle ideal nesnelerin varoluş tarzları farklıdır.
  3. Zihinsel nesneler: birisinin bendeki tasavvurudur. Bu tasavvur kendi başına nesne değil, benim onu düşünmeme bağlıdır. Ben ölünce tasavvurum benimle birlikte ölür. Zihinsel nesnelerin en önemli özelliği onları algılayana bağlı olmasıdır. bunlar varlıklarını benim onları düşünmeme borçlular. Bunların ikinci özellikleri başkalarına kapalıdır. Objektif değildir. fizik nesne herkesin tasavvuruna açıktır ama zihinsel nesne benden başkasının tasavvuruna açık değildir. bu anlamdaki tasavvurlar benim üzerime etki eden fizik nesneye bağlı ama ortaya çıkışları benim algılamama bağlıdır.
  4. Hayali nesneler: yani hayali varlıklar var. İnsan türünün zaman içinde gerek edebiyat gerek sanat gerekse mitoslarda yarattığı varlıklardır. Zihinsel tasavvurum bana ait, ama kanatlı at tasavvuru bana ait değildir. bunlar insan zihninin uzun yıllar boyunca yarattığı objelerdir. (nesnelerdir.)

nesne denilince akla birden fazla elamanı olan bir küme vardır. Nesne fizik nesne ile özdeş değildir. fizik nesne sadece duyularımıza algılarımıza konu olurlar ve mevcudiyetleri yer kaplamalarına bağlıdır. Demek ki nesne kavramı daha geniştir.

  1. Dini nesneler: bu beş çeşit nesnenin ortak özelliği onların mevcudiyetidir. Ve parmenides, düşündüğüm her şey vardır derken, bu nesneler arasında hiçbir ayrım yapmamıştır. O halde onun nesne anlayışının bütün bu ayrımlara sahip olan bizlerinkinden farklı olduğunu kabul etmek durumundayız.

Parmenides: Varlıkla Temas Yordamında, Anlamsal Ayrımı

Parmenides, varlıkla temasımız bakımından iki yol olduğunu söyler.

  • İlki her şeyin öyle olduğunu sanan ölümlülerin yolu,
  • diğeri ise her şeyin iç yüzünü araştıran ve düşünmesini bilen filozofların yolu ya da Tanrıların yoludur.

Varlığı düşünmenin de bu tabloya uygun olarak iki yolu vardır. Hakikat yolu ve Sanı yolu.

Hakikat yolu akıl ile kavranır.

Sanı yolu ise aisthesis (duyum) ile kavranır.

  • Parmenides bu hakikat yolu anlayışı ile kendisinden öncekilerin mantıksal argümanlardan ya da akıl yürütmelerden yola çıkmak yerine gözlemlerden yola çıkarak yaptıkları felsefeyi yeni bir yola sokmuştur. Ondan önce filozofların gözünde varlığın bir görünüşü vardır.
  • Görünüş değişen, hareketli ve çokluk göstermektedir. Varlığın aslı esası ya da su, hava ya da ateş ya da apeirondur.
  • Bunlar değişmezdir ve hep aynı kalmaktadır.
  • Ondan öncekiler hakikat algıyla kavranmaz diyorlardı. Fakat yine de hakikati örneğin su kavramında olduğu gibi, algıda karşımıza çıkan bir şey olarak sunmaktaydılar.
  • Parmenides algıdan yola çıkılarak felsefe kavranamaz diyerek aklı felsefe yapmanın merkezine koymuş ve aklın çokluğu ve değişimi reddettiğini göstermiştir.
Parmenides Sonrası Filozofların, Çözüm-Düşünce Açınları

Parmenides’ten sonraki filozoflar değişime yeniden yer açabilmek için onu varlığın yokluk yokluğun da varlık olması olarak anlamak yerine, zaten mevcut olan şeylerin bir araya gelip ayrışmaları olarak anlamak yoluna gitmişlerdir. Hareketi kurtarabilmek için bu çerçevede kalınca da varlık anlayışlarında monist görüşten çokçu görüşe geçmek zorunda kalmışlardır.

Bir anlamda varlığı çoğaltmışlardır.

Örneğin Empedokles, evrenin temel unsurlarının sayısını birden dörde çıkarmış (toprak, su, hava ve ateş) ve değişmenin tanımını değiştirmiştir.

Değişim: Dört Temel Unsur

Değişim bu dört temel unsurun yer değiştirmesi ya da biraraya gelip ayrışmasıdır. Dört unsur değişik biçimlerde kombinezonlar oluştururlar ama miktarları her seferinde yine aynıdır.

Bu kombinezonlar değiştikçe farklı nesneler ortaya çıkar.

Mesela bir insan toprak, hava, su, ateşin belli bir oranda meydana getirdiği kombinezondur. Empedokles’in bu çözüm önerisi hem değişmeksizin kalan bir temel unsur sağlamakta ( dört unsurun kendileri değişmezler, toprak daima toprak, su daima su olarak kalır) ama aynı zamanda onları belli oranlarda birleştirip ayrıştırmak suretiyle değişim ve hareketi de mümkün kılmaktadır.

Anaksagoras ve Demokritos da aynı yoldan giderek değişim ile değişmezliği uzlaştırmaya çalışmışlardır.

Parmenides: Gerçeklikle Düşünce Özdeşleştir

Parmenides’ten sonraki filozofların çözümüne yöneldikleri ikinci önemli sorun ise yanlış konuşmanın imkanı sorunudur.

  • Daha önce görüldüğü üzere Parmenides gerçeklikle düşünceyi özdeşleştirmiş, her düşüncenin gerçeği dile getirdiğini yanlış konuşmanın ise ancak olmayan bir şeyi konuşmak anlamına gelebileceğini, olmayan şey de konuşulamayacağına göre yanlış konuşmanın mümkün olmadığını iddia etmektedir.

Bu sonucun bir diğer ifadesi ise “düşündüğüm her şey doğrudur.” İfadesidir. Bu problem Yunan felsefesinde anlam probleminin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu öncüldeki var olma kavramı deşilmiş bu kavramdan hereketle sofistlerin felsefesi ortaya çıkmıştır.

  • Örneğin Sofist Gorgias, Parmenides’in dediği türden bir hakikati yoktur. Olsa bile biz bunu duyularımızla bilemezdik ve aktaramazdık.

Platon, sofist Theaitetos ve Kratylos isimli eserlerinde yanlış konuşma sorunun çözmeye çalışmıştır. Ona göre artık yanlış düşünmek objeler arasındaki bağları yanlış kurmaktır. Yanlışlık yargıda ortaya çıkar. A, B’dir, denilen sürece yanlış ve doğru ortaya çıkar. Yanlış konuşmak iki ayrı kavramı birbirine uygun olmayan bir şekilde bağlamaktır. Böylece Platon’a göre yanlış düşünmek, Parmenides’te olduğu gibi var olmayan bir şeyi söylemek değil, uygun olmayan bir özne-yüklem bağı kurmaktır.

  • Elealı Parmenides, birçok bakımdan Antik Yunan düşüncesinde bir dönüm noktasıdır. Artık rastgele konuşma dönemi kapanmış, görüşlerimizi mantıksal argümanlarla temellendirmek zarureti doğmuştur. Parmenides’in açtığı yol belirli bir çerçeve içinde Platon’a kadar devam etmiştir. parmenides’te varlık soyut değil, kütlesel ve küresel bir varlıktır. Varlığı dev bir nikel küre gibi düşünür, dışı yoktur. Bu anlamda her şey bir doluluktur. Varlık dediği bir doluluk kümesidir, yani boşluk yoktur. Artık Parmenides ile birlikte felsefe bir doğa felsefesi olmaktan çıkıp bir metafizik ve ontoloji haline gelmeye başlamıştır.
  • Var olan nedir sorusu artık felsefenin gündemine girmiştir. Daha önce fizik nesne, doğa nedir sorusu vardır. Şimdi ise varlık nedir sorusu vardır.

Anaksagoras

Anaksagoras’a göre evrendeki her şey sonsuz sayıdaki küçük tohumcuktan, yani Yunanca ifadesiyle spermatadan oluşur. Değişme denen şey bu sonsuz sayıdaki spermatanın bir araya gelmesi ve ayrışmasıdır. Evrendeki tüm görünür şeyler de belirli sayıda spermatanın bir biçimde birleşmesinden oluşur.

  • Tek bir spertama kendi başına ele alındığında saf ve yalın yapıda olsa da doğada hiçbir şey yalın halde bulunmaz, çünkü bu yalın spermatalar doğada daima belli ölçülerde bir araya gelirler. Birçok parçadan meydana gelen her yapı dağılıp gitmeye mahkumdur, çünkü parçalar bir araya geldikleri yolla yeniden dağılıp eski hallerine dönebilirler.
  • Oysa spermataların her biri yalın yapıda oldukları için onların hiçbiri yok olup gitmez.
  • Demek ki spermatalar sayıca sonsuz olmalarının yanı sıra aynı zamanda yapıca da ölümsüzdürler. Diama olmuşlardır ve daima olmaya devam edeceklerdir. Böylece onlar ezeli ve ebedidirler, fakat bir araya  gelerek oluşturdukları şeyler elbette dağılıp gidebilir. Bu bakımdan doğada bulunan hiçbir şey ölümsüz değildir.
  • Sadece onların temel ögeleri olan spermataların her biri tek tek ölümsüzdür.
  • Doğal nesnelerin hepsi katışık ve bileşik yapıdadırlar. Fakat bunun tek bir istisnası vardır. Evrende nous denen bir yapı bulunmaktadır ki işte bu yapı da tıpkı spermatalar gibi katışıksız ve yalındır. Bu özelliği nedeniyle de o hiçbir zaman yok olup gitmez. O halde evrenin sonsuz sayıda spermata ve noustan ibaret olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Onun bu yapmaya çalıştığı şey, görünüş ile gerçeklik arasında yapılan ayrımı aşmaya çalışmaktır. Çünkü görünür evreni oluşturan unsurlar aynı zamanda Parmenides’in varlığı gibi ölümsüz, ezeli ve ebedi bir yapıdadırlar.

  • Bu durumda değişip duran görünür şeyler, değişmeksizin kalan bir gerçeklik tarafından oluşturulmakta, bu gerçeklik bir bakıma değişip duran görünüşün temeli olmaktadır.
  • Evrendeki tüm değişim de bu temel unsurların, yani tohumların bir araya gelip ayrılmasından oluşmaktadır.
  •  Fakat bu hareketin kaynağı, temel devindiricisi nedir?
  • Kuşkusuz bu nousttan başkası değildir. Nous evrendeki tüm bu spermataların değişimlerini, birleşme ve ayrışmalarını düzenler, devindirir.

Nousun neyden meydana geldiği sıklıkla sorulmuştur. Muhtemelen  Anaksagoras spermataların yanı sıra çok saf, çok daha duru ve incelikli tohumlar öngörmüştür. Ve nousun böyle tohumlardan oluştuğunu düşünmektedir.

Anaksagoras: Nous Tanımı

Onun hareket ilkesi olarak gördüğü Nous, Antik Yunan düşüncesinde irade ve akıl gücünü temsil ettiği öne sürülür.

Anaksagoras’ın nousa bir tür tanrısallık atfettiği de büyük ölçüde açık görünür ve burada kendisinden önceki bazı düşünürlerin izinden gittiği anlaşılır.

Örneğin ondan önce Herakleitos, evrende bir amaç ve düzen olduğunu savunmuş ve bu düzeni güdenin de logos olduğunu söylemiştir.

Ksenophanes de Tanrı’nın her şeyi hareket ettirdiğini, bunu da akıl gücüyle yaptığını söylemiştir ve böylece Anaksagoras’ı da öncelediği ifade edilir.

Nous; 1. Hareket ettirici bir güçtür.

2.Aynı zamanda belirli yerlerde evreni planlar.

Anaksagoras’ın Nous’a hem hareket ettirici hem de planlayıcı bir güç atfetmiş olması onu ilk teleolojik- gayeci düşünürlerden de biri yapmıştır.

Yani evrenin bir gayesi vardır. Çünkü onu amaç güdebilen bir akıl bilinçli biçimde planlamış ve bu plana göre de devindirmiştir. O halde insanın amacı bu gayeyi anlamaktır. 

Demokritos

Demokritos, zaman olarak hem sokrates’ten önceki dönemlerde yaşamıştır. Hem de Sokrates’ten sonraki kültür filozoflarındandır. Kendisinden önce neredeyse tamamen doğa sorunlarıyla ilgilenildiği halde Demokritos, doğa sorunlarından insan sorunlarına geçilen bir ara dönemde yaşamış bir düşünür olarak hem doğa hem kültür konuları ölçülü olarak işlemiştir.

Bu bakımdan Demokritos, felsefe tarihinin kapsamı en geniş felsefelerinden birinin sahibidir. Bu geniş kapsamlı felsefenin temeli ise mutlu bir yaşam bilgince bir yaşamdır.

  • Demokritos’a göre iki tür haz vardır.

Bedensel hazlar: bunlar ölçülü biçimde yaşamak gerekir. Bedeni ne ezmek ne de rahat bırakmak lazımdır.

Zihinsel hazlar: bunlar kalıcı olan hazlardır. Varlığı temaşa etmek esasına dayanırlar.

Demokritos’un eserlerinin önemli bir kısmı maalesef yok edilmiştir. Bunun başlıca sebeplerinden biri Yunan değil, Makedonyalı olmasıdır.

  • Atinalı olmayanların genelde “bir” saygı görmemelerinden dolayı kendisi de Atina’da çok saygı görmemiştir.
  • Mesela platon onun görüşlerinden bir çok şey esinlendiği halde eserlerinde adını bir kere bile anmamıştır. Buna karşılık Aristoteles’te ona karşı daha ölçülü ve saygılı bir dil kullanıldığını görmekteyiz.

Demokritos Felsefesi: Varlık, Bilgi ve Ahlak Anlayışı

Demokritos’un geniş kapsamlı felsefesini üç başlıkta incelemek mümkündür.

  1. Varlık anlayışı
  2. Bilgi anlayışı
  3. Ahlak anlayışı

Elealılardan sonraki felsefenin temel problemi hareketin varlığını kanıtlamak, görünüşü kurtarmak ve algı dünyasındaki çokluğu ve değişimi temellendirmektir.

  • Elea felsefesinde varlık “bir”di ve cisimsel bir küre olarak düşünülmüştür. Yani belli mantıksal argümanlarla varlığın bir olduğu ve varlığın boşluk kalmayacak şekilde her şeyi doldurduğunu düşünmektedirler.
  • Böyle bir durumda ise değişme olmazdı.

Elea felsefesi sonrası filozofların sorunları:

Elealıdan sonraki filozoflar varlığın çok olduğunu söylemişlerdir. Empedokles sudan toprağın meydana gelmeyeceğini anlamıştır ama toprak da kemikten meydana gelmez.

  • Anaksagoras bu sorunu gördüğümüz her şeyin bir tohumu olduğunu söyleyerek aşmaya çalışmıştır. Ama bu ekonomik değildir sorunları çoğalttığı için bu noktada Demokritos sorunu çözmek istemiştir.
  • Parmenides’in cisimsel, kütlesel küresini parçalayarak en alt düzeye indirgemiştir. Ona göre evren ya da varlık gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan meydana gelmiştir. Parmenides’in varlığa atfettiği tüm özellikleri bu küçük parçacıkların her birine atfetmiştir.

Bir anlamda Parmenides’in yekpare bir bütün, dev bir küre olan varlığını ufalamıştır.

  • Parmenides’in varlığı, değişmez, dönüşmez, ölümsüz, ezeli, ebedi, belli bir yer dolduran herhangi bir boşluk içermeyecek ölçüde sıkı bir yapıdır.

Demokritos varlığın tüm bu özelliklerini evreni meydana getirdiğini düşündüğü küçük parçacıklara yansıtır ve bu parçacıklara bozulmaz, parçalanmaz anlamına gelen atoma adını vermiştir.

Bunlar sayıca sonsuz olan evrenin en temel yapı taşlarıdır.

En temel özellikleri ise sıkılık, yani hiçbir boşluk içermeme, ezelilik ve ebediliktir.

  • Bunlar evrende belli bir boşluğu ya da mekanı doldururlar yani sonsuz bir boşlukta hareket ederler.
  • Bunlar birbirlerini meydana getirmemişlerdir. Çünkü hepsi birden ezeli biçimde mevcutturlar. Kendileri en küçük parçacıklar oldukları için daha küçük parçalara bölünmezler ve zaten tek parçadırlar.
  • Bu yalınlık nedeniyle de asla bozulmaz ve parçalanmazdırlar.
  • Başlangıçta ne iseler şimdi de öyledirler ve gelecekte de aynı şekilde kalacaklardır. Bu anlamda aslında varlığın korunumu gibi bir ilkenin ortaya konduğu söylenebilir.

Elea felsefesinin en büyük sorunu boşluğun varlığını kabul etmemesidir.

Oysa Demokritos, kendi içlerinde hiçbir boşluk içermeyen atomların sonsuz bir boşlukta hareket ettiklerini söyleyerek bir anlamda boşluk fikrini benimsemiştir.

Atomlar sonsuz sayıda oldukları için kuşkusuz bunların içinde devinecekleri boşluğun da bir sınırı olmaması gerekmektedir. Yani Demokritosçu evren sonuçta iki şeyden, sonsuz sayıda atomdan ve sınırsız bir boşluktan oluşur.

  • Eğer Demokritos boşluk diye bir şeyi kabul etmeseydi bu atomlar asla hareket edemezdi. Birbirleriyle adeta bitişirlerdi. Böylece ortaya Parmenides’in yekpare bir yapı oluşturan sıkı varlık anlayışından farksız bir tablo çıkardı. Elbette Demokritos mutlak yokluk diye bir şeye inanmamaktadır.

Ona göre boşluk relativ bir yokluktur. Yani herhangi bir atomun bulunmaması durumudur.

Demokritos ve Atomları

Demokritos’un atomlarının hepsi aynı malzemeden yapılmıştır ve bu malzeme de doluluktur. Yani bir şeyi doldurmadır. Bu daha sonraki yıllarda madde anlayışının oluşmasında önemli bir ayrıntı olacaktır.

  • Atomların bir diğer önemli özelliği ise birbirlerinden şekilleriyle ayırt edilebilmeleridir. Bunların kimisi cilalı taş gibi yuvarlak, kimisi pürüzlü ve köşeli, kimisi üçgen prizma şeklinde, çengelli, kimisi deliklidir. Aralarındaki bu ayrım sayesinde evrendeki yapıca farklı şeyleri meydana getirebilirler. Mesela katı bir masa da atomlardan yapılmıştır.

Ruh gibi devingen bir yapı da. Ama masayı meydana getiren atomlar şekilce köşeli ruhu meydana getirenler ise kaygan, pürüzsüz ve yuvarlaktır. Ayrıca atomlar arasında büyüklük bakımından da farklar bulunur. Kendisi atomlara belirgin bir ağırlık yüklememişse de sonraki atomcular bunu kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Bu tablo ile de varlığı meydana getiren, ne sorusuna da yanıt verilmiş olmaktadır.

Şimdi kainat, çokluk nasıl meydana geldi sorusuna cevap verilmesi gerekecektir.

  • Demokrotis’a göre atomlar ezeli ve ebedi bir düşüş bir hareket içindedirler.
  • Demokritos’a göre atomlarla beraber bir hareket de vardır ve bu hareket sonsuz bir düşüş şeklindedir. Öyle bir düşme ki merkezden yayılır.
  • Bu atomlar başlangıçta çarpma ve itme (bir araya gelme) ilişkisi içindedirler.
  • Milyonlarca küçük parçacıklar bir yerlerden düşüyorlar ve birbirlerine çarpıyorlar. Bazıları bir araya gelip bazıları uzaklaşıyor.
  • Bu noktada ezeli ve ebedi hareket ile atomları aynı zamanda düşünmüş, ikisinin birlikte ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Kendisi farkında olmadan mutlak mekanı da düşünür. Böyle bir durumda yayılma vardır ve bu durum süreklidir.
  • Bu atomlardan bir kısmı öyle bir yapı meydana getirir ki bizim kainatımız meydana gelmektedir.

O da kainatı bir kule şeklinde düşünür.

  • Boşluk sınırsız, atomlar da sayıca sonsuz oldukları için bu sonsuz malzemeden sonsuz sayıda kainatın ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Kainat ve Atomlar

Kainatın meydana gelmesinde atomlar kendi aralarında bir araya gelecek yapılar oluşturur; atomlar ve atom kümeleri.

  • Bu atom kümeleri nesneleri meydana getirir.
  • Demokritos yeryüzünü tepsi biçiminde düşünür. Demek ki toprak belli atomların bir araya gelmesinden oluşmuştur.
  • Daha sonra da belli atomlar suyu meydana getirirken, belli atomlarsa gezegenleri oluşturur.
  • Sürekli birbiriyle örtüşen atomlar ateşi, çok hareketli atomlar güneşi, ayı meydana getirir.
  • Bazıları da canlıları dolasıyla bitki, hayvan ve ruhu meydana getirir.

Artık her şey aynı malzemeden yapılmış, her şey atomlardan meydana gelmiştir. Bu tablo, her şeyi tek bir yapıya indirgeyen birleştirilmiş bir doğa felsefesinin sonucudur.

Her nesne her varlık atomların birleşmesinden meydana geldiğine göre birbirlerinin aynı olmalıdırlar.

Fakat nesneler birbirlerinden farklı olduğuna göre bu durumda farklılığı yaratan şey nedir?

  • Farklılık farkı nesne gruplarından, atom bileşiklerindeki farklılıklardan oluşur. Demokritos tam bu noktada eski geleneğe dönüş yapmış gibidir.

Onlar da toprak, su, hava ve ateş gibi farklı unsurlar ileri sürüyorlardır. Demokritos bu bakımdan onlardan daha materyalist görünmemektedir. Ona göre nesneler arasındaki farklılıklar şu sebeplere dayanabilir.

  1. Farklılık atomların birleşme tarzında ortaya çıkabilir. A atomları, B atomları ve C atomları belli bir şekilde bir araya gelebilir. Demek ki farklı nesnelerin meydana gelmesinin sebebi aynı nesnelerin farklı biçimlerde birleşmesidir. Bu görüş bugünkü madde anlayışına da yakındır.
  2. Farklılığı meydana getiren farklı atom düzenlenişleridir. Benzer atomlar, farklı biçimlerde düzenlendiklerinde farklı nesneler ortaya çıkarabilirler.
  3. Diğer bir sebep, atomların nesnelerin düzenlenmesindeki konumudur. Aynı atımlar öyle şekilde düzenlenebilir ki farklı bir nesne verebilir. Demek ki farklılığın meydana gelmesinde değişik bileşikler benzer atomların bir araya gelme ve atomların nesnelerin içindeki konum farklılıklarından dolayıdır.
  • Demokritos ruhun da atomlardan meydana geldiğini söyleyerek Yunan dünyasının klasik ruh anlayışından büyük ölçüde uzaklaşmıştır.
  • Ruh atomları en parlak, pürüzsüz, yuvarlak, cilalı ve bu yüzden de en devingen atomlardır. Demokritos ruh atomlarının aynı zamanda hafif atomlar olduklarını, bu yüzden ölümden sonra kolayca uçup gittiklerini söylemekteydi.
  • Ona göre ruh öldüğü zaman parçalara ayrılır ve havalanır. Yunan dünyasında ölümsüzlük parçalanmamak demektir.
  • Demokritos, ölümsüzlüğe inanmadığı, ruhun beden öldüğü zaman çözülüp gideceğini düşünmektedir, şeklinde yorumlama yapılmıştır, bu görüşünden dolayı.
  • Ruhun ölümlü olduğunu ve beden öldükten sonra onun da parçalara ayrılıp dağılacağını söyleyen ilk isimdir.
  • Demokritos, bütün bu evren tablosunda değişim kurtardığını da öngörülürler.

Ona göre, atomlar tıpkı Parmenides’in varlığı gibi asla yok olmasalar da nicel anlamda birbirleriyle birleşip dağılarak bir değişim meydana getirirler. Böylece her türden değişim bir anlamda nicel temelde olup biter. Tüm değişim de atomların yer değiştirmesinden ya da sayıca artmasından oluşur. Örneğin bir nesne büyüyorsa yeni atomlar kazanıyor, küçülüyorsa eksiliyordur.

Yani atomlar birleşiyor ve ayrışıyordur.

Bu durumda nesnenin özdeşliği bozulmaz. Nesne yine aynı nesne olarak kalır. O halde eksilip çoğalan şey varlığın kendisi değildir.

Varlık ezeli ve ebedidir.

  • Değişim aynı zamanda nesnelerin niteliklerini değiştirmesi şeklinde olabilir.
  • Ağaç yeşildir ve bir süre sonra sarı olur.
  • Bu niteliksel değişmeler nesnenin özdeşliğini kaybettirmez.
  • O zaman niteliksel değişmenin kaynağı yine nicelikseldir.
  • Niceliksel değişimler, belli bir ölçüyle sınırlı kaldığı sürece nesnenin özdeşliği devam edecektir.
  • Nicel değişim nesnenin niteliğinde görünür bir değişime yol açabilir.

Niteliğin değişmesi ancak gözlemlediğimiz zaman ortaya çıkar. Nesnenin niteliksel değişmesi, benim algılamamda yarattığı etkiden anlaşılır ve bu etkiden dolayıdır.

Nesneler aynı zamanda özsel bakımdan da değişebilirler.

  • Bu tür bir değişme bir nesnenin artık o nesne olma özelliğini yitirmesidir. Demokritos’a göre bu durumda nesne yok olmaz. Yani nesneyi oluşturan atomlar ortadan kalkmaz. Sadece o nesneyi oluşturan atomlar çözülür ve başka bir hale dönüşür.
  • Özsel değişme atomların bütünüyle ayrışarak başka nesne gruplarına gitmesi ya da atomların en temellerinin yer değiştirmesidir.
  • Bütün bu değişimlere dikkat edildiğinde hepsinin de temelde niceliksel değişimler olduğu görülür. Burada Demokritos’un getirdiği fark şudur: bu tabloda bütün olaylar fiziksel süreçlerdir.
  • Yani evren olayları, atomlar arası etkii ve tepki ilişkilerinden oluşur.

O halde bunun mekanik bir evren tasarımına giden yolu araladığı söylenebilir. Bu düşüncenin Antik Yunan dünyası açısından önemli bir yenilik olduğu görülür. Çünkü daha önceki düşüncelerde böyle açık bir mekanizm göz çarpmamaktadır.

  • mekanik ve maddeci bir zihniyete sahip olduğu söylenebilir.

Başlangıçtan beri Yunan felsefesi varlığı iki biçimde kurmuştur.

Varlığın aslı ve görünüşü.

Gerçeklik yani varlığın aslı akıl ya da düşünme ile kavranır. Görünüşü ise algı, duyum (aisthesis) ile kavranır. Parmenides görünüşü gerçeklikten tamamen koparırken Demokritos bu ikisini birleştirmek istemiştir.

  • Demokritos’a göre varlığın aslı atomlar ve atomların düzenlenişleridir. Gerçek atomların düzenlenişinden meydana gelir. Ben atomları algılarımla duyumlarımla algılayamam, idrak edemem, doğrudan doğruya algıma konu yapamam.

O zaman görünüş nasıl ortaya çıkar?

Görünüşün ortaya çıkması için, önce nesne olmalıdır. Nesne atomlardan meydana gelir. Bu da fizik bir nesne ortaya koyar. Atomlar nesnenin esasıdır. Görünüşün ortaya çıkması için ikincil koşul algılamadır. Demek ki algı da gerekir, yani bir bilinç zihin gerekir.

  • Demokritos’ta, nesnenin fizik yapısının benim duyu organlarım üzerindeki etkisinden meydana gelir. Ben atomları göremem ama atomlar benim üzerimde bir etki yaratır. Bu etkiden dolayı da görünüş ortaya çıkar. Burada nesnenin iki temel özelliğinden bahseder.
  1. Nesnenin kendisi
  2. Benim organlarım üzerindeki etkisi

O halde atomların iki tür nitelikleri olduğu söylenebilir.

  • Birincil ve ikincil nitelikler.
  • İkincil nitelikler ona göre; renk, koku, sertlik gibi duyu organlarıyla algılanabilen niteliklerdir ve bunlar uzlaşımsaldır.

Demokritos bu evren anlayışının yanı sıra idealist bir ahlak anlayışı ortaya koymuştur.

Demokritos: Bilgelik, İnsanı Mutlu Eder

Bilgeliğin, insanı mutlu edeceğine inanmıştır. Yunanlılar ise bilgiyi bizim gibi anlamazlar. Bilgi bizde bir güçtür, yarardır.

  • Yunan’da bilginin iki temel yönü var; birinci keyiftir, bilmek adına bilmektir. Bu önemli bir şeydir. Başlangıçta temel bilgi anlayışı budur.
  • İkincisi ise, Yunan’da bilgi pratik hayatı mutlu kılmalıdır. Yani bireysel anlamda sizi mutlu kılmalı. Bu anlamda buna yaşama bilgeliği diyoruz. Bu anlam, Yunan Sophiasının en önemli yönüdür. Hayatın önemi ustalaşmaktır.

Buradaki önemi hayatı mutlu, uyumlu ve huzurlu bir biçimde yaşamamızdır.

Bunun için de Yunan bilgeliğinin temelinde yaşama bilgeliği yatar. Bu da hayatı bütün olumsuzluklarına rağmen sırtlayıp götürmektir.

  • Demokritos da bilgece, ölçülü ve dengeli olmak gerektiğini söyler. Bu da azla yetinmek, ölümden korkmamaktır. Kendini her türlü zorluğa alıştıracaksın der. Bu sebeple hayatı anlamlandırmak gerektiğini düşünür.

Lakin, düşünürlerin ve felsefenin yordamı doğru algılamadan uzak olduğunda, anlatılmak istenenin ötesinde bir yansımaya alt dayanak oluşturmak için kullanılır, daha önce de yorumladığım gibi bu sebeple düşünürlerin ya da felsefenin özdeş anlamının birebir kişide yansıma bulabilmesi oldukça derinsel bir algılama içermelidir.

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...