Bilinctinus Blog Deneme

Doğa ile Uyumlu Dijital Yaşam…

Dijital çağın her geçen gün yaşamımızı ele geçirdiği bugünlerde, teknolojinin ilerleyen yüzü ile yaşam kıstaslarını tamamen ele geçireceği aşikar. Dijital yaşamın artı yönleri olduğu gibi olumsuz yönleri de mevcut… Çünkü kozmos, madde ve maneviyatın birleşimden oluşan bir akışa sahip…

Sadece -madde- ile açıklanamayan olguları, algılayamayan ve madde kavramını aşamayan insanoğlu, ruhun katmanlarının da öz bilincin kıvrımlarında olduğunu çözmekte zorlanır. Kozmosu hissetmenin verdiği hissiyatı görmezden gelir ve sadece madde algısı ile evreni inceler. Bu bakış açısı ise, evrene dair kurulan teorileri eksik bıraktığı gibi, öze ulaşmanın acizliğini doğurur.

Oysa yaşama ruh katan insanı insan yapan etmenler, doğanın içinde nefes almanın getirdiği güzellikler ile ortaya çıkar ve evreni hissetmeye odaklanan bir bilinç doğurur. Hisseden, düşünen bilinç-ruh ise, ışığı ile evrenin ruhuna-ışığına ışık katar.

Bu sebeple ki teknolojinin hız kazandığı, doğanın özü geri plana itildiği her evren yansıması gün geldiğinde yaşanmaz bir diyara kolaylıkla dönüşebiliyor. Ancak insanoğlu bir gün dünyayı ya da herhangi bir yaşam alanını, üstün teknoloji ve doğa ile iç içe uyumlu bir şekilde yaşanabilir kılmayı başarabilirse…İşte o an kozmosun dilini hissetmenin ayrıcalığında, bir yaşam alanına sahip olabilir.

-Ve maneviyatın dokunuşlarından bahsettiğinizde, bilimden uzak olduğunuzu düşünebilirler. Oysa bu düşünce, diğer öğretiler gibi bir önyargı zincirinden başka bir şey değildir.

 

Evreni Algılama Yetisinde, Düşüncelerin Işığında Hissiyatın Önemi

Kozmos, bütünsel bir akış… Algıladığımız ve algılayabileceğimizin ötesinde, gözlerimizin algılayabileceği dalga boylarının, ışık hızının ötesinde, düşündüğümüz ya da düşünmediğimiz ve düşüncelerimizin izinde titreşim etkileri ile ilerleyen sayısız bağlantı noktaları ile iç içe bir oluş…

Evren, üstün teknoloji ağlarının ritimleri ve fantastik dokunuşların büyülü etkileşimi ile ilerleyen bir akış… Ve onu sadece, madde boyutunda algılamaya odaklanan bir zihin, et yığını bedenden farksız olduğu gibi; yaşamın içinde sadece görünene odaklanıp, görünmeyenin de yine bilim kıstasları doğrultusunda açıklanabileceğini düşünmeden; doğaüstü güçler, hayaller vb. kavramlar diyerek geçiştiren ve -asıl gerçekliğin uzağında bir algıya sahip olanlardır.

Frekanslar, dalga boyları ve titreşim etkileri… Her biri bilimin işlevsel akışında kanıtlanmış verilere sahip, fakat farklı bir bakış açısından -algılayamayanlar- doğaüstü düşüncelerinizin birer hayal olduğu algısını geliştirebilirler.  Çünkü dünya boyutunda alışılmış algılar dışında kalan her şey, olağan yaşamın sürdürülebilir sistemini bozmaması ve ayak uydurması açısından, olağandışı olarak kalıplara sığdırılır.

Evren kontrol edebileceğimiz düşleri bizlere sunduğu gibi, kontrol dışı yansımalarıyla da bize dokunur. Ve insanoğlunu korkutan dokunuş kontrol dışı etkiler; hissiyatın derinliğini, hissetmeye odaklandığınızda, özü anlayabilme yetisine sahip olabileceğiniz bir dokunuştur ve bireyin öze ulaşması yolunda önemli bir rol oynar.

Tabii ki bilincimizin ötesinde, evrenin bilinmeyen uzuvları her an sayıklamaya devam eder.

 

 

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın