Bilinctinus Blog Deneme

Tüketim!..

Çemberin içi ve Dışındakiler

Tüketiyoruz. Önce kendimizi, sonra dışımızda çemberin dışında kalan her şeyi… Duygularımız, sevdiklerimiz… İşte burada yanlış bildiğimiz bir gerçek var. O çemberin içinde olduklarını sandığımız sevdiklerimiz aslında içinde değil!.. Sınırı, çemberi benliğimiz doğrultusunda oluşturuyor ve her şeyi dışında bırakıyoruz. İşte tüketim hastalığı tam bu noktada başlıyor.

Tüketim, sadece en sevdiğin ya da sevmediğin herhangi bir eşyayı almak değil. Tüketim, çemberin dışında olan her şeyi, benliğinin ve duygularının esiri yapıyor olman ya da onların esareti altında olduğun gerçeği… Sadece benliğinin eylemlerine kulak vermen ve dışında kalan her şeyi acımasızca hiçe saymaların. Amaçlarının doğrultusunda yükselmek için bir başkasını eziyor olman. Bir başkasının yörüngesinde olduğunu sandığın anlar dahi, benliğine hizmet eden eylemlerin… Tıpkı duygularının bir başkası adı altında benliğini yok etmesi gibi… Tüketim hastalığı, sade ve sadece sınırların dahilinde kendi benliğine sunduğun ayrıcalıklarının tamamı…

-Düşün ki!.. Bir insanı dahi sevdiğin için yanındasın… Onu önemsediğin için, sana anlam kattığı için ya da sana iyi hissettirdiği için… O seni sevdiği için ya da sadece ona iyi geldiğin için onun yanında değilsin.

Evet, insanoğlunun çemberi, bencilce istek ve arzularına hizmet etmesini bekler. Oysa bunu istemediği, hiçe saydığı anlar olur elbette… Yapılan iyilikler dahi, o çemberin içindekini daha iyi hissettirmekten, vicdanını rahatlatmaktan başka ne?.. Evet, inkar eder çoğu… Ki etmeli de insan olmaya çalışan…  Tüm bu düşünceler bazılarını içten içe tüketebilir. Kendi benliğinden, tiksinir belki de o an ve her şeyden uzaklaşabilir kendinden dahi…

 -Neden diye defalarca kendine sorar. “Bir diğeri sokakta aç ve yapayalnızken, ben burada bencilce isteklerime maruz kalıyorum?”  diye… Oysa, o diğeri de kendi bencilce isteklerinin yörüngesindedir. İşte bu algı da başka bir tükenişi doğurabilir ya da uyanışı… 

Tüketim, modern çağı anlatıyor gibi görünüyor olsa da aslında, insanoğlunun vazgeçilmez temel taşını oluşturur. İnsanların kendi dahil her şeyi tükettiği doğru… Fakat sınırları da belirleyen yine insanın kendisi… İşte bu nokta da bireyin, benliği ve bilinci önemli rol oynar. Kimileri çemberin içini hazmeder hatta fark etmez bile dışındakileri… Kimilerinin her anına rahatsızlık dürtüsü eklenir. Kimileri ise benliğini ve bilincini fark ederek yol alır.

Böylelikle birey, yaşamını kapsayan tüketimin sınırlarını çizebilir. Ayrıca kendinden sorumlu olduğunu anladığı gibi, benliğinin çizgilerini oluşturduğu nokta dahilinde, bir başkasından da sorumlu olduğunu algılar. Önemli olanın dengeyi koruyabilmek olduğunu ve kişisel çıkarları yerine, evreni-bütünü özümseyerek, evrensel denge doğrultusunda hareket etmesi gerektiğinin bilincine varır. İşte o an yaşamın kıvrımları, bu denli karamsarlığa sürüklemez insanoğlunu… Böylece yapılan iyilikler dahil her şey, evrensel boyutta anlam kazanır.

ve sevginin tüm saf dokunuşlarını özümseyen, sevdiklerine sevginin iyileştirici gücü ile dokunabilir ve onlara sevgisini hissettirebilir.  Yaşam ise daima, tabiat gibi her dem bir uyanışı doğurur…

 

                                                                                                                         

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın